Header Ads

Güncel Haber
recent

Nazarbayev: "İç barış ve farklı uluslar arasındaki uyum, bizim en önemli değerimizdir."


Kazakistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev'in 14.12.2012 Tarihli Halka Sesleniş Konuşması


Çeviri: Dr. Almagul ISINA


“KAZAKİSTAN–2050 STRATEJİSİ”
 Olgunlaşan Devletin Yeni Siyasi İstikameti


Saygıdeğer Kazakistanlılar!
Saygıdeğer Vatandaşlarım!

Bugün biz, “Bağımsızlık Günü” arifesinde bir araya gelmiş bulunuyoruz.
Artık 20 yılı aşkın bir süredir, bu büyük günü hep birlikte gururla kutlamaktayız.
16 Aralık 1991 tarihinde, Kazakistan halkı olarak egemenliği, özgürlüğü ve dünyaya açılmayı seçtik. Günümüzde bu değerler artık gündelik hayatımızın bir parçası olmuştur.

Bağımsızlığın ilk yılları, henüz yolun başındayken, her şey çok farklıydı. Günümüzde ise, ortak çabamız sayesinde ülkemiz bambaşka bir konuma geldi ve şaşırtıcı ölçüde güzelleşti. Bugün biz; kendi çehresi, kendi özellikleri ve kendi tutumu olan başarılı bir devletiz. İlk zaferlerin kazanılması bizim için hiç kolay olmadı. Devlet, 20 yılı aşkın bir süre, egemenliğin ve siyasi itibarın kazanılması için çalıştı. 20 yıl içinde bu hedefe ulaşılmış oldu. Devletin inşa dönemi başarıyla tamamlandı.
Kazakistan 21’inci asra bağımsız ve kendinden emin bir şekilde girdi.
Uzayıp giden küresel ekonomik krizin etkisiyle dünyada cereyan eden olaylar bizde herhangi bir panik yaratmamaktadır. Krize hazırlıklıyız. Hedefimiz,  egemenlik yıllarında kazandıklarımızı muhafaza etmek suretiyle, 21’inci asırda sürdürülebilir kalkınma hamlemize devam etmektir.
Bizim temel hedefimiz; 2050 yılına kadar güçlü bir devlet, gelişmiş bir ekonomi ve toplu istihdam temelinde bir refah toplumu yaratmaktır.
Güçlü devlet, özellikle hızlandırılmış ekonomik büyüme koşullarının sağlanması için bilhassa önemlidir. Güçlü bir devlet ayakta kalabilme politikası değil, aksine uzun vadeli kalkınma ve ekonomik büyüme planlaması yapar.
Değerli vatandaşlarım, bu nedenle, özellikle Bağımsızlık Günü arifesi olan bu günde, ben Sizlere, yeni bir sesleniş konuşmasıyla hitap ediyorum. Ulusa Sesleniş konuşmam ülkemizin kalkınma perspektifleri konusundaki görüşlerimi yansıtmaktadır.
Her şeyden önce 2050 Stratejisi, yepyeni bir siyasi rotadır.

I. Olgunlaşan Kazakistan demek, devlet kuruculuğumuzun, milli ekonomimizin, sivil toplumumuzun, toplumsal mutabakatımızın, bölgesel liderliğimizin ve uluslararası itibarımızın krizle imtihanıdır.

Bundan tam 15 yıl önce, Kazakistan 2030 Kalkınma Stratejisi’ni kabul ettik.
Söz konusu strateji planı 1997 yılında kabul edilmiş ve o dönemde Sovyet sonrası kaos nihai olarak aşılmamıştı, kriz Güneydoğu Asya ve bazı diğer piyasaları kasıp kavuruyordu. Bizim için de durum çok zordu.
O yıllarda benimsediğimiz strateji, ana hedeften sapmaksızın ileri gitmemize imkân veren bir deniz feneri gibi yolumuzu aydınlatıyordu.
1997 yılını hatırlar mısınız?
Parlamento’da yaptığım konuşmadan sonra telaş ve şaşkınlık hakim olmuştu.
Çoğu insan kendi kendine şu soruları soruyordu: “Bu bir propaganda mıdır? Ya da kudret helvası vaadi midir?”. Söz konusu dönemde belirlenen hedefler çok iddialı gibi görünmüştü.
Ancak, söylenegeldiği gibi “gözler ürker, eller amel eder”. Önümüzde devasa bir hedef vardı; olayların seyrini değiştirmemiz ve yeni bir ülke inşa etmemiz gerekiyordu.
Bunu yerine getirmek için, üçlü bir modernizasyon gerçekleştirmemiz gerekiyordu: Devlet inşası ile piyasa ekonomisinde bir sıçrama yapılması, sosyal devletin temellerinin atılması ve içtimai bilincin yenilenmesi lazımdı. Biz kendi yolumuzu tayin etmeliydik. Ve işte bu yol Kazakistan–2030 Stratejisi”nde çizilmişti. Bu belge, bize stratejik hedef ve vazifelerin vizyonunu sundu ve en önemlisi dünya görüşü sıçraması oldu.
Kazaklarda “Hedef, başarının yelkenidir” atasözü var. Ancak doğru belirlenmiş hedefler bizi başarıya götürebilirdi. Bugün tercihlerimizi doğru yönde seçmiş olduğumuzu söylemek, benim için büyük bir onurdur. 2008 – 2009 yıllarında ortaya çıkan küresel kriz bunu teyit etti. Kazakistan ayaklarının üstünde durmayı başardı. Kriz başarılarımızı yok edemedi, aksine bizi daha da güçlü kıldı. Bizim tercihimizi siyasi, sosyo-ekonomik ve dış politika esaslarına dayalı kalkınma modeli etkinliğini kanıtladı.

Güçlü ve başarılı bir devlet…

Bizim en önemli başarımız, kurduğumuz bağımsız Kazakistan’dır.
Sınırlarımızı uluslararası hukuk çerçevesinde belirledik. Ülkemiz için bütünleşmiş bir ekonomik alan oluşturduk. Ülkedeki üretim ilişkilerini sil baştan tesis ettik ve güçlendirdik. Artık günümüzde, bütün bölgeler birbirleriyle sıkı bir bağ içinde çalışıyor. Tarihi önemi haiz anayasal ve siyasi reformlar yaptık ve bunlar da kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı çağdaş devlet yönetim sistemi oluşturdu.
Yeni başkentimiz Astana’yı inşa ettik.  Astana, ülkemizin simgesi, gurur kaynağımız ve modern bir şehirdir. Dünyaya ülkemizin kapasitesini kanıtlamak üzere başkentin potansiyelini kullanmayı başardık. İşte bu nedenle dünya kamuoyu Kazakistan’ı «EXPO-2017» dünya fuarının ev sahibi olarak seçti. Astana olmasaydı böyle bir seçim söz konusu olamazdı. Böylesi bir onur herkese nasip olmaz. Sadece ülkemizin; eski Sovyet coğrafyasında AGİT’e Başkanlık yapan ilk ülke olduğunu, bu teşkilatın zirvesine ev sahipliği yaptığını ve evrensel ölçekte bir etkinlik olan EXPO-2017’yi düzenleyecek olmasını söylemek kafi olacaktır.

Sürdürülebilir demokratikleşme ve liberalleşme süreci…

Biz sarih bir formüle göre hareket ediyoruz: “Önce ekonomi, sonra politika”. Siyasi reformların her aşaması ekonominin gelişmişlik düzeyiyle ilişkilenmektedir. Bu nedenle biz, ülkeyi modernleştirecek ve rekabet gücünü arttıracak şekilde, siyasi liberalleşme yolunda fasılasız bir şekilde ilerlemekteyiz. Ülkemiz, demokrasi ve insan hakları alanında en yüksek standartlara adım adım yaklaşmaktadır. Biz temel hak ve özgürlükleri Anayasamızda pekiştirdik. Günümüzde, her Kazakistan vatandaşı eşit hak ve imkânlara sahiptir.

Farklı sosyal, etnik ve dini grupların uyumu ve barışı…

Kazak halkına, kültürümüze ve dilimize ilişkin tarihi adaleti yeniden tesis ettik. 
Etnik, kültürel ve dini çeşitliliğe rağmen, ülkemizde barışı ve siyasi istikrarı muhafaza ettik. Kazakistan, 140 farklı etnisite ve 17 farklı inanışı barındıran bir yurt oldu. İç barış ve farklı uluslar arasındaki uyum, bizim en önemli değerimizdir. Çokuluslu ülkemizdeki barış ve uyum,  farklı kültürler ve dinler arası diyalog, haklı olarak, dünya için örnek kabul edilmektedir. Kazakistan halkının oluşturduğu birlik, kültür diyalogu için müstesna bir Avrasya modeli oluşturmuştur. Kazakistan dinlerarası küresel bir diyalog merkezi haline gelmiştir.

Milli ekonomi, uluslararası emek paylaşımındaki rolümüz…

Kazakistan Bağımsız Devletler Topluluğu’nda ilk olarak özel mülkiyete, serbest rekabete ve açıklık ilkesine dayalı çağdaş piyasa ekonomisi modelini gerçekleştirdi. Bizim modelimiz, yabancı yatırımların ülkeye çekilmesinde devletin aktif rolüne dayanmaktadır.
Kazakistan olarak ülkeye 160 milyar dolardan fazla yabancı yatırım çekmeyi başardık.
Girişimcilik faaliyeti için temel koşullar ve modern bir vergi sistemi oluşturduk.
Biz, sistemli olarak milli ekonomimizi çeşitlendiriyoruz. Hızlandırılmış sanayileşme programında, ben, hedef olarak; iki beş yıllık dönemde, ekonomimizin çehresinin değiştirilmesi ile dünyadaki hammadde fiyatı değişikliklerinden etkilenmeyecek hale getirilmesini belirledim.
2030 Stratejisi’nin kabul edildiği 1997’den bu yana geçen 15 yıl zarfında, devletimiz dünyanın en dinamik kalkınan ilk beş ülkesi arasında yer almayı başardı. Neticede, 2012 sonuçlarına göre, GSYH hacmi bakımından dünyanın en büyük 50 ekonomisi arasında yer aldık.
Ülkelerin kendi kalkınma düzeylerini sınadıkları dünyaca kabul gören değerlendirmeler bulunmaktadır. Ben, beş yıl önce, dünyanın rekabet gücü en yüksek ilk 50 ülkesi arasına girme hedefini belirledim. Dünya Ekonomik Forumu sıralamasında Kazakistan artık 51’inci sırada yer almaktadır. Gelinen noktada hedefe ulaşmamız için sadece bir adım kaldı.

Toplumsal istikrar ve uyumu sağlayacak güçlü sosyal politika…

Benim için her zaman ana kriter halkın yaşam seviyesinin yükseltilmesi olmuştur ve olacaktır.
15 yıl içinde Kazakistanlıların geliri 16 kat artmıştır.Asgari geçim standardının altında geliri bulunan vatandaş sayısı 7 kat, işsizlik oranı ise iki kat azalmıştır. Bu zaman içinde Kazakistan sosyal bir toplum inşa etmeyi başarabildi. Sağlık konusunda gözle görülür ilerleme kaydettik. Bu alanın etkinliğini arttırmak üzere sağlık sisteminin organizasyonu, yönetimi ve finansmanı konularında reformlar gerçekleştirilmiştir. Son beş yıl zarfında, anne ölüm oranı neredeyse 3 kat azalmış, doğum oranı ise 1,5 kat artmıştır. Eğitim alanında eşit imkânlar yaratılmaktadır. Son 15 yıl zarfında eğitime ayrılan bütçe payı 9,5 kat artmıştır. Devlet tarafından ilkokuldan yüksek öğrenime kadar olmak üzere, eğitimin her kademesinin kökten modernize edilmesine yönelik eğitim geliştirme programı uygulanmaktadır. İnsan potansiyelini geliştirme alanındaki uzun vadeli yatırım politikamız sayesinde gelinen noktada yetenekli bir genç nesil oluşturduk.

Dünya kamuoyu tarafından kabul gören ülke…

Dünya politikasında ülkemiz, tartışmasız uluslararası itibara sahip sorumlu ve güvenilir bir muhataptır. Kazakistan küresel güvenliğin istikrarında önemli bir rol oynamakta ve dünya kamuoyunu; uluslararası terörizm, aşırılıkçılık ve yasadışı uyuşturucu ticaretiyle mücadelede desteklemekteyiz. Kendi güvenliğimiz için önemli bir uluslararası diyalog platformu olan Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı’nın (AİGK) kurulmasında önayak olduk. Günümüzde AİGK, nüfusu 3 milyarı aşan 24 ülkeyi bir araya getirmektedir.  Son 2–3 yıl zarfında, Kazakistan AGİT, Şanghay İşbirliği Örgütü, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü dönem başkanlığı yaptı.
Astana Ekonomik Forumu’nda biz, yeni bir diyalog platformu olan G-Global’i önerdik. Bu girişimin özü; adil ve güvenli bir dünya düzeni tesis etmek için herkesin çabalarının birleştirilmesidir. Kazakistan küresel enerji ve gıda güvenliğinin sağlanmasına hatırı sayılır bir katkı sağlamaktayız.

Nükleer yayılmanın önlenmesi rejiminin güçlendirilmesinde oynadığımız aktif rol…

Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejiminin güçlendirilmesi konusundaki çabalarımız, dünya barışına, istikrarına, düzenine ve güvenliğine kuşkusuz bir katkıdır. Semey Nükleer Poligonu’nu kapatmak suretiyle ve dünyada ilk olarak nükleer silahtan vazgeçerek, önde gelen nükleer devletler olan ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin Halk Cumhuriyeti’nden güvenliğimiz için kalıcı uluslararası teminatlar aldık. Orta Asya’da nükleer silahlardan arındırılmış bölge oluşturulması konusunda anahtar rol oynadık ve öncelikle Orta Doğu’da olmak üzere, dünyamızın diğer bölgelerinde de benzeri bölgelerin oluşturulmasında anahtar rol oynadık. Biz, dünya kamuoyunun nükleer terörizm tehdidiyle mücadele konusundaki çabalarını desteklemekteyiz.
Günümüzde nükleer tehdidin kararlı bir şekilde ortadan kaldırılması konusunda, etkin tedbirlerin alınması gereğini konuşuyoruz. Kanaatimize göre; Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Anlaşma, önceden olduğu gibi, şimdi de yayılmayı önleme rejiminin temel taşı olmaya devam etmektedir. Nükleer Denemelerin Yasaklanması Anlaşması kapsamlı bir şekilde bir an evvel yürürlüğe girmeli ve yayılmanın önlenmesi rejiminin güçlendirilmesinde önemli bir lokomotif olmalıdır.
BM Genel Kurulu, 29 Ağustos’un Nükleer Denemelere Karşı Eylem Günü ilan edilmesi yönündeki önerimi, üç yıl önce destekledi. Bütün bunlar, bizim küresel politikadaki rolümüzün kabul edilmesi anlamına gelmektedir. Bu sorumlu politika sayesinde Kazakistan, haklı olarak, yayılmanın önlenmesi rejiminin lideri ve diğer devletlere model kabul edildi. 

“Kazakistan–2030 Stratejisi”: Temel Sonuçlar

“Kazakistan–2030 Stratejisi”nde ülkemizin başarısını tasarladık.
Ara vermeden ve inatla, belirlenen hedeflerimize doğru ilerledik. Küresel krizin doruk noktasına ulaştığı 2008–2009 yıllarında da milli ekonomimiz büyüme hızını kesmedi.

Bir dizi parametrelere göre, zamanından önce yerine getirmeyi başardığımız 2030 Stratejisi Planının sonuçlarını ilan etmek, benim için büyük bir onurdur.

(1) MİLLİ GÜVENLİK. Önümüzde Kazakistan’ın toprak bütünlüğünü muhafaza etmek suretiyle kalkınma görevi bulunmaktaydı. Planlanandan fazlasını yapmayı başardık. Tarihimizde bir ilk olarak devletimiz uluslararası kabul gören ve ihtilafsız sınırlara sahip oldu. 14 bin kilometre uzunluğundaki devlet sınırı yeniden belirlendi.
Kazakistan, güvenli bir şekilde, Hazar Denizi’nin kendine ait bölümündeki durumu denetlemektedir. Gelinen noktada olası her türlü arazi ihtilafı tehdidi ortadan kaldırılmıştır. Biz, gelecek nesillere komşularla ihtilaflı herhangi bir sınır bırakmadık. Bireylerin,  toplumun ve devletin güvenliğini sağlayan güçlü, modern ve savunma gücü olan bir ordu ile etkin bir emniyet sistemi kurduk.

(2) Biz, 140 etnisite ve 17 inanışa mensup insanların yaşadığı ülkemizde İÇ POLİTİKA İSTİKRARINI ve MİLLİ BİRLİĞİ koruduk ve güçlendirdik. Bu yöndeki Politikamız başarılı oldu. Fasılasız bir şekilde, demokratik kalkınma modeli temelinde sivil toplum kurumlarını oluşturuyoruz. İnsan Hakları Ombudsmanı Kurumu oluşturuldu.
Kazakistan’da bağımsızlık öncesi çok partili sistem uygulaması yoktu. Günümüzde ise ülkede bütün siyasi yelpazeyi temsil eden siyasi partiler bulunmaktadır. Parlamentomuz çok partilidir ve parlamenter çoğunluk hükümeti bulunmaktadır.
Sivil toplum gelişmektedir, bağımsız kitle iletişim araçları faaliyet göstermektedir. Çok farklı alanlarda olmak üzere 18 binden fazla STK faaliyette bulunmaktadır. Yaklaşık 2.500 gazete ve dergi yayınlanmakta olup, bunlardan % 90’ı özeldir.
Kazakistan, günümüzde kültürlerarası ve dinlerarası diyalogda önemli bir uluslar arası merkez haline gelmiştir. Semavi ve Geleneksel Dinler Liderleri’nin ilk dört kongresi bilhassa ülkemizde düzenlenmiştir.
21’inci asırda Kazakistan, Doğu ve Batı arasındaki diyalog ve işbirliğinde bir köprü olmalıdır.

(3)  YÜKSEK DÜZEYDE YABANCI YATIRIMI VE DÂHİLİ TASARRUFU BULUNAN AÇIK PİYASA EKONOMİSİNE DAYALI EKONOMİK BÜYÜME. Artan tempolarla gerçekçi ve kalıcı büyümeyi hedefledik. Tarihi ölçülerle kısa bir sürede bu görevi yerine getirdik.
“Kazakistan–2030 Stratejisi”nde özellikle ekonomik büyümeye vurgu yapıldı.
Neticede, 15 yıl zarfında, milli ekonominin hacmi; 1997 yılında 1,7 trilyon Tenge iken, 2011 yılında ise 28 trilyon Tenge’ye ulaştı.  GSYH 16 kat arttı. 1999 yılından itibaren Kazakistan % 7,6 GSYH artış oranıyla kalkınmakta olan ülkeleri de geride bıraktı. Kişi başına GSYH 7 kat fazla arttı ve 1998 yılında bu rakam1.500 Dolar iken 2012 yılında ise 12 bin Dolara yükseldi.
Kazakistan, bağımsızlığının ilk günlerinden itibaren, BDT ülkeleri arasında kişi başına ülkeye çekilen yabancı yatırım hacmi bakımından öncü konumuna geçmiştir. Günümüzde bu rakam 9.200 Dolara çıktı. Dış ticarette 12 misli, sınai ürün üretim hacminde 20 misli artış sağladık. Bu yıllar zarfında, petrol üretimi 3 misli, doğal gaz üretimi ise 5 misli arttı. Doğal kaynaklardan gelen gelirimizi Ulusal Fon’umuza aktardık. Bu, olası ekonomik ve mali çalkantılara karşı güvenilir bir kalkanımız, bugünkü ve gelecek kuşaklarımızın güvenliğinin teminatıdır.
Hızlandırılmış sanayileşme programı çerçevesinde, 2010 yılından bu yana, toplam tutarı 1.797 milyar Tenge olan 397 yatırım projesi gerçekleştirildi ve 44 binden fazla kişiye istihdam imkânı sağlandı. “İş Dünyası 2020 Yol Haritası” programının iki yıllık uygulamasında toplam kredi meblağı 101,2 milyar Tenge olan 225 proje gerçekleştirildi.
Günümüzde Kazakistan nüfusu orta gelir düzeyine sahip olan ve ekonomisi dinamik bir şekilde gelişen bir ülkedir.

(4) KAZAKİSTAN VATANDAŞLARININ SAĞLIĞI, EĞİTİMİ VE REFAHI. İnsanların durumunu kökten değiştirmek ve hayat koşullarını iyileştirmek hayati önem taşımaktaydı. Yapılan çalışmaların sonuçları ortadadır. Ortalama aylık maaşlar 9,3 misli artmıştır. Ortalama emeklilik maaşları ise 10 misli artmıştır. Nüfusun nominal parasal gelirleri 16 misli artıştır. Sağlık finansmanı hacmi her sene artmaktadır. Sağlık finansmanı, 1999 yılında 46 milyar Tenge iken, 2011 yılında 631 milyar Tenge oldu.
İçinde beş yenilikçi sağlık merkezi bulunan Büyük Tıp Merkezi oluşturuldu: Pediatrik Rehabilitasyon Merkezi, Anne ve Çocuk Sağlığı Merkezi, Nöroşirurji Merkezi, İlk Yardım Merkezi ve Kardiyoloji Merkezi. Ülkenin her bölgesinde kaliteli tıbbi hizmet alınabilmesi için gerekli koşullar yaratılmaktadır. Mobil sağlık hizmetleri hızlı tempolarla gelişmekte ve ülkemizin en ücra köşelerinde bile sağlık hizmetleri sunulmaktadır. Milli tarama sistemimiz hastalıkların erken evrelerde tanılarının yapılmasına ve tedavisine imkân tanımaktadır. Ücretsiz ve ayrıcalıklı ilaç temin sistemi uygulamaya konulmuştur.
Ülke nüfusunun sayısı, son 15 yıl içinde 14 milyondan yaklaşık17 milyon kişiye çıktı. Ortalama yaş süresi 70’in üzerine çıktı.
Tutarlı bir şekilde, erişilebilir ve kaliteli eğitim geliştirme politikasını sürdürüyoruz.
“Balapan” Programı’nın gerçekleştirilmesi, okul öncesi eğitim kapsamının % 65,4’e kadar arttırılmasına imkân verdi. Zorunlu ilkokul hazırlık uygulaması başlatıldı ve okula gidecek çocuklarımızın % 94,7’si kapsandı. Bütün ülke çapında, 1997 yılından bu yana, 942 okul ve aynı şekilde, 758 hastane ve sair sağlık tesisi inşa edildi. Dünya standartlarına uygun akıllı okul ve mesleki-teknik kolej ağlarını geliştiriyoruz. Son 12 yıl zarfında yüksek öğrenim burslarının miktarı % 182 arttı. 1993 yılında eşi benzeri olmayan bir program “Bolaşak”ı uygulamaya başladık ve bu sayede 8 bin yetenekli gencimiz dünyanın en iyi üniversitelerinde parlak bir eğitim aldı.
Astana’da, uluslararası standartlara uygun modern bir bilimsel-araştırma üniversitesi kuruldu.

(5) ENERJİ KAYNAKLARI. Kazakistan’ın petrol ve gaz sektörü bütün ekonomimiz için lokomotif görevi yapmakta ve diğer sektörlerin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.
Biz ekonomimizde çağdaş ve etkin petrol, gaz ve madencilik sektörleri yaratma hedefini belirlemiştik. Gelinen noktada bu görevi başarıyla yerine getirdik. Günümüzde hammadde sektöründen elde edilen gelirler, gelecek vaat eden yeni ekonomi alanlarında kullanılmaktadır. Petrol ve gaz sektörünün GSYH’deki payında da devamlı bir büyüme dinamiği gözlemlenmektedir. Bu pay; 1997 yılında % 3,7 iken, 2006 yılında % 14,7’ye çıktı ve 2011 yılında da % 25,8’e yükseldi.
Satış pazarlarımızı çeşitlendirdik ve konumumuzu kalıcı bir şekilde güçlendirdik ve bu suretle de ürünümüzün satışında tek kanala bağlı olmaktan kaynaklanan bağımlılığımızı azaltmış olduk.

(6) BAŞTA ULAŞTIRMA VE HABERLEŞME OLMAK ÜZERE ALT YAPI SEKTÖRÜ
Önceki planımızda özellikle ülke altyapısını geliştirmeyi hedeflemiştik. Bunu da kendi imkânlarımızla başarabildik. Geçen yıllarda, sanayi ve ulaştırma altyapısı ile hayati etkinlik altyapılarına ait birçok büyük stratejik tesis yapıldı. Bu kapsamda karayolu ve demiryolu ana hatları, boru hatları, lojistik merkezler, terminaller, havaalanları, istasyonlar, limanlar vb. inşa edildi.
Bütün bunlar birçok Kazakistanlıya iş imkânı sağladı ve bizim, bölgesel ve küresel ekonomik ilişkiler sisteminde yer almamıza yol açtı.Telekomünikasyon alanında kullanıcı sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu sabit telefon, mobil iletişim ve internet için de geçerlidir.
“E-hükümet” uygulaması vatandaşla devlet arasındaki iletişimi bariz bir şekilde kolaylaştırdı. Son 11 yıl zarfında, karayolu sektörünün gelişmesi için 1.263,1 milyar Tenge tahsis edildi. Bu yıllar içinde 48 bin kilometre genel amaçlı yol 1.100 km de demiryolu yapıldı ve yenilendi. Hâlihazırda Batı Avrupa-Batı Çin ana ulaştırma koridorunu oluşturmak suretiyle İpek Yolu’nu yeniden canlandırıyoruz.
Uzen-Türkmenistan sınırı arasında demiryolu inşa etmek suretiyle Körfez ülkelerine ve Uzak Doğu’ya ulaşımı sağlamış olduk. Korgas-Jetıgen yolunu yapmak suretiyle doğu kapılarımızı sonuna kadar açmış olduk ve böylelikle Çin ve bütün Asya alt kıtasına yol götürmüş olduk. Jezkazgan-Beyneu demiryolunun yapımını başlattık.

(7) PROFESYONEL DEVLET. Bağımsızlıkla birlikte önceki idari-komuta sisteminin yöneticilik geleneklerinden nihai olarak kurtulmalı, çağdaş ve etkin bir yönetici ekibi kurmalıydık. Yarattığımız ve bütün vatandaşların eşit hak ve şansa sahip olduğu kadro seçimi ve terfi sistemi devlet mekanizmasının faaliyetinde oldukça yüksek düzeyde profesyonellik ve şeffaflık sağladı. Devlet yönetiminde bir nevi devrim gerçekleştirmeyi başardık ve bu yönetimi, halka verilen devlet hizmetlerinin kalitesini yükseltmeye yönelttik.
Bu suretle, 2030 Stratejisi’nde belirlenen temel hedefler gerçekleştirildi, diğerleri de gerçekleşme sürecindedir.

***

Artık vatandaş olarak hepimiz “2030 Strateji Planının” büyük yararının olduğunu ve çağdaş Kazakistan devletinin inşa sürecinin tamamlandığını belirtebiliriz. Bu, birlik ve beraberliğimizin, gayretli ve titiz çalışmamızın eseridir, çaba ve ümitlerimizin canlı bir şekilde yerine getirilmesidir.
Başarılarımızdan dolayı hepimiz gurur duymaktayız.
Devlet ve toplum olarak ayaklarımızın üzerinde durabildiğimizi dünya krizi de teyit etti. Artık sınırlarımız, siyasi sistemimiz, ekonomik modelimiz ne ülke içinde, ne de ülke dışında ciddi görüş ayrılığı ve tartışma konusu değildir.
Şimdi önümüzde yeni bir görev bulunmaktadır. Biz, devletimizin müteakip gelişme eksenini uzun vadeli olarak güçlendirmeliyiz.

II. 21’inci asrın on küresel meydan okuması…

Hâlihazırda insanoğlu yeni küresel meydan okumalarla yüz yüze kalmaktadır.
Ülkemiz ve bölgemiz için on temel tehdidi sıralamak istiyorum. Kendi kalkınma sürecimizde, ileride de yeni başarılar kazanmayı planlıyorsak, bunlardan her birini göz önünde bulundurmalıyız.

Birinci meydan okuma; tarihi süreçlerin hızlanması…

Tarihi süreçler,  büyük bir hız kazanmıştır.  Dünyamız yoğun bir şekilde dönüşüm yaşamakta ve meydana gelen değişikliklerin hızı şaşkınlık yaratmaktadır.
Son 60 yıl zarfında dünya nüfusunun sayısı üç kat arttı ve 2050 yılına doğru bu sayı 9 milyara çıkacak. Bu dönemde dünya GSH’si 11 misli arttı.
Dünya tarih sürecinin hızlanması, her zaman devletlerin önüne sınırsız imkânlar çıkarıyor ve ben, bu imkânlardan tam olarak yararlanabildiğimiz için gurur duyuyorum.
Toplum yaşamının bütün alanlarındaki modernizasyonu, 20 küsur sene içinde, çok yüksek tempolarla gerçekleştirdik. Bu sürede başka ülkelerin 100, hatta 150 yıl içinde yapabildiklerini yapmış olduk. Ancak, hala ülkemizde, genel modernizasyon sürecine uyum sağlayamamış sosyal gruplar mevcut. Bunun objektif sebepleri de vardır. Toplumda hala insanların ahlaki durumuna ve sosyal beklentilerine etki eden bazı dengesizlikler bulunmaktadır. Biz bu dengesizliği gidermeli ve toplumun bütün kesimlerine; modernizasyon sürecine uyum sağlama, toplumda layık olduğu yeri alma ve yeni siyasi rotayla sunulan avantajlardan tamamıyla yararlanma imkânı vermeliyiz.

İkinci tehlike; küresel demografik dengesizlik…

Küresel demografik dengesizlik gün geçtikçe daha akut hale gelmektedir. Genel olarak dünyadaki trend, insan yaşının uzatılmasıdır. 40 yıl sonra 60 yaşın üstündeki dünya nüfusu 15 yaşın altındakilerden daha fazla olacaktır. Düşük doğurganlık ve insanlığın yaşlanması; birçok ülkede, kaçınılmaz bir şekilde iş gücü piyasasında sorunlara ve özellikle de iş gücü kaynakları yetersizliğine yol açmaktadır.
Artan demografik dengesizlik yeni göç dalgalarını oluşturmakta ve bütün dünyada sosyal gerginliği arttırmaktadır. Kazakistan’da, ülkenin farklı bölgelerinde göç dalgalarıyla yüz yüze gelmekteyiz ve buralardaki düzensiz işgücü göçü yerel iş piyasalarında istikrarsızlık yaratmaktadır. Aynı şekilde, yakın bir gelecekte tersine bir süreçle, ülkemiz dışına içgöçü olgusuyla karşılaşma ihtimalini de idrak etmeliyiz.
Biz genç bir ulusuz. Ülkemizdeki nüfusun yaş ortalaması 35’tir. Bu bize kendi beşeri potansiyelimizi koruma ve kendimizi dünyada doğru bir şekilde konumlandırma imkânı vermektedir. Ve bugün elimizde gelişmemizi sağlayacak iyi bir temel bulunmaktadır. Ülkemizde yeteri kadar istihdam imkânı bulunmaktadır ve her vatandaş kendine uygun iş bulabiliyor. Dahası, ülkede herkes kendi işini kurabiliyor ve kendisi için çalışabiliyor. Bu, bizim için büyük bir başarıdır. Ben Sizleri, işsizlerin sadece işsizlik maaşı almadığı, aynı zamanda yeni meslekler edindiği, engelli insanların aktif bir şekilde yaratıcı faaliyetlerle meşgul olduğu, şirket ve kuruluşların da kendilerine layık oldukları çalışma imkânları sağladıkları “Genel İş Toplumu”na yöneltmekteyim.
Gençlerimiz eğitim görmeli, yeni bilgilere vakıf olmalı, mahirane ve etkin bir şekilde bilgi ve teknolojileri gündelik hayatta kullanmalıdır. Bizler bunun için her türlü imkânı yaratmalı, en elverişli koşulları sağlamalıyız.

Üçüncü meydan okuma; küresel gıda güvenliği tehdididir.

Dünya nüfusundaki yüksek artış hızı gıda sorununu daha keskin hale getirmektedir.
Günümüzde onlarca milyon insan açlık pençesinde ve bir milyara yakın insan sürekli olarak yetersiz beslenme sıkıntısı çekmektedir. Gıda maddesi üretiminde devrim niteliğinde değişiklikler yapılmadıkça, bu korkunç rakamlar büyümeye devam edecektir. Aslında bu tehdit bizim için devasa avantaj ve imkanlar sunmaktadır. Kazakistan artık dünyanın en büyük tahıl üretici- ihracatçıları arasında yer almakta. Ülke olarak bizler hem geniş  hem de ekolojik anlamda temiz arazilere sahibiz ve bu sebeple organik gıda üretimi yapabiliriz. Tarım üretiminde nitelik bakımından bir sıçrama gerçekleştirebilmemiz hususu imkânlarımız dâhilindedir. Bu da bize, yeni bir devlet düşünce tarzı geliştirmemizi gerekmektedir.

Dördüncü tehdit; temiz su ihtiyacının karşılanması…

Dünya su kaynakları da büyük bir tehdit altında bulunmaktadır.
Dünyamızda, son 60 yıl zarfında, içme suyu tüketimi 8 kat arttı. XXI. y.y. ortalarına doğru birçok ülke su ithal etmek zorunda kalacaktır. Su, son derece sınırlı bir kaynaktır ve kaynaklara sahip olma mücadelesi dünyadaki gerginlik ve ihtilafların sebeplerinden biri olarak jeopolitiğin en önemli faktörü haline gelmektedir. Su tedarik sorunu, bizim ülkemizde de ciddi bir sorundur. Bizim yeteri kadar kaliteli içme suyumuz bulunmamaktadır. Birçok bölgemizde acil olarak temiz su ihtiyacı bulunmaktadır. Bu sorunun jeopolitik veçhesi de bulunmaktadır. Hâlihazırda, sınır aşan nehirlerin su kaynaklarının kullanılması konusunda ciddi sorunlarla yüz yüze kaldık. Bu sorunun bütün zorluğuna rağmen, bunun siyasileştirilmesine fırsat vermemeliyiz.

Beşinci tehdit; küresel enerji güvenliğidir.

Bütün gelişmiş ülkeler, alternatif ve “yeşil” enerji teknolojilerine yatırımlarını arttırmaktadır. Bunların kullanılması, tüketilen bütün enerjinin % 50’sine kadarının üretilmesine imkân sağlayacaktır. Anlaşıldığı üzere, hidrokarbon ekonomisi dönemi, yavaş yavaş sona ermektedir. Yeni bir çağ başlamakta ve bunda, insanoğlunun yaşam faaliyeti; sadece petrol ve gaza değil, aynı ölçüde yenilenebilir enerji kaynaklarına da dayanacaktır.
Kazakistan küresel enerji güvenliğinin kilit unsurlarından biridir. Dünya çapında petrol ve gaz rezervlerine sahip olan ülkemiz, enerji alanındaki güvenilir stratejik ortaklık ve karşılıklı yarara dayalı uluslararası işbirliğinden bir adım bile geri çekilmeyecektir.

Altıncı zorluk; doğal kaynakların tükenebilirliğidir…

Yeryüzündeki doğal kaynakların sınırlılık ve tükenebilirlik koşullarında insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir tüketim artışı, farklı istikametlerde olmak üzere, gerek olumlu, gerekse olumsuz süreçleri tetikleyecektir.  Ülkemizin bu konuda bir dizi avantajı bulunmaktadır. Tanrı bize birçok doğal zenginlik vermiştir. Diğer ülkeler ve halklar, bizim kaynaklarımıza ihtiyaç duyacaktır. Bizim kendi doğal kaynaklarımıza karşı yaklaşımımızı yeniden değerlendirmemiz, ilke bazında önem taşımaktadır. Biz, bunların satışından elde ettiğimiz gelirleri hazinede biriktirmek suretiyle doğru bir şekilde kullanmayı öğrenmeliyiz ve en önemlisi de, ülkemizin doğal kaynaklarını azami ölçüde etkin olarak sürdürülebilir ekonomik büyümeye dönüştürmeliyiz.

Yedinci tehdit; Üçüncü Sanayi Devrimi…

İnsanlık Üçüncü Sanayi Devrimi arifesinde bulunmaktadır ve bu da “üretim” kavramını değiştirmektedir. Teknolojik buluşlar dünya piyasalarının yapısını ve ihtiyaçlarını köklü bir şekilde değiştirmektedir. Biz, öncekilere kıyasla, bambaşka bir teknolojik realite ortamında yaşamaktayız. Dijital teknolojiler, nanoteknoloji, robot araçlar, yenileyici tıp ve bilimin birçok başarısı, sadece çevreyi değil, insanı da dönüştürmek suretiyle gündelik hayatın gerçekliği haline gelecektir. Bizler bu süreçlere aktif bir şekilde katılmalıyız.

Sekizinci tehdit; artan sosyal istikrarsızlıktır…

Hâlihazırda dünyanın en büyük sorunlarından biri, artan sosyal eşitsizliktir.
Günümüzde, dünyada yaklaşık iki yüz milyon kişi çalışacak iş bulamamaktadır. Hatta Avrupa Birliği’nde bile işsizlik, son on yılların en yüksek düzeyine çıkmış bulunmakta ve çok sayıda kitlesel kargaşayı kışkırtmaktadır. Bunların ışığında, Kazakistan’daki durumun oldukça başarılı göründüğünü kabul etmeliyiz. Günümüzde, yeni tarihimize ait en düşük işsizlik rakamlarına sahibiz. Bu, kuşkusuz büyük bir başarıdır. Yine de bu durumda yan gelip yatmamız mümkün değildir. Sosyal ve siyasal krize dönüşmekte olan küresel ekonomik kriz, kaçınılmaz olarak Kazakistan’a da etki edecektir ve bizim dayanıklılığımızı sınayacaktır.
Bu nedenle, sosyal güvenlik ve sosyal istikrar konusu gündeme getirilmektedir. Bizim için önemli görevlerden biri, toplumumuzda sosyal istikrarı güçlendirmektedir.

Dokuzuncu meydan okuma; kültürel değerlerimizin buhranı…

Dünyamızda, ciddi bir dünya görüşü ve değerler krizi yaşanmaktadır. Medeniyetler çatışmasından, tarihin sona ermesinden ve çok kültürlülüğün çöküşünden bahseden sesler gittikçe daha sık olarak diler getirilmekte ve yayılmaktadır.
Tarih boyunca nice zorlu dönemleri geçiren değerlerimizi korumak suretiyle bu dünya görüşü mülahazasına kapılmamak, bizim için ilke bazında önem taşımaktadır. Kendi tecrübemizden bildiğimiz üzere, ülkemizin çok etnisiteli ve çokdinli olması bir “Aşil topuğu” olarak adlandırılıyordu, ama biz bu durumu avantaja çevirmeyi başarabildik. Farklı kültür ve dinlerin bir arada bulunduğu ortamda yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Kültür ve medeniyetlerin diyaloguna sadakatle bağlı olmalıyız. Ancak diğer uluslarla diyalogun sürdürülmesi halinde, ülkemiz gelecekte başarı ve nüfuza sahip olabilecektir. Kazakistan, 21’inci y.y  bölge lideri olarak kendi konumunu güçlendirmeli ve Doğu’yla Batı’nın diyalogu ve işbirliği için bir köprü olmalıdır.

Onuncu meydan okuma; yeni dünya istikrarsızlığı tehdidi…

Şu an dünyada yaşayan olayları yakından takip ediyoruz.  Aslında bu, yeni bir kriz dalgası değil, aksine dünya ekonomisinin henüz içinden çıkamadığı 2007–2009 yılları krizinin devamıdır.
Küresel ekonomik sistem 2013–2014 yıllarında ciddi bir sekteye uğrayabilir ve özellikle dünyadaki hammadde fiyatları tepetaklak olabilir. Ancak bizim için böyle bir senaryo, son derece arzu edilmeyen bir durumdur.
Avrupa Birliği ve/veya ABD’de olası bir durgunluk, gelişmiş ülkelerin hammadde kaynaklarına olan ihtiyacını azaltabilir.
Euro bölgesinde en azından bir devletin potansiyel bir temerrüde düşmesi “domino etkisini” başlatabilir ve bizim, uluslararası rezervlerimiz ile ihracat sevkiyatlarımızın istikrarının korunmasını tartışmalı hale getirebilir.
Döviz rezervlerinin azalması, döviz kuru ve enflasyon baskısını güçlendirmekte ve bu da, aynı şekilde, sosyo-ekonomik duruma olumsuz yönde etki edebilmektedir.
Bununla ilgili olarak iktidarın bütün kollarının, devletin ve toplumun iyi düşünülmüş, mutabakata varılmış ve koordine edilmiş rotasını hazırlamak zorundayız ki uluslararası gelişmelerin her türlü senaryosuna karşı hazırlıklı olabilelim.

III. “Kazakistan–2050 Stratejisi”; hızla değişen tarihi koşullarda yeni Kazakistan için yeni siyasi rota

Saygıdeğer Kazakistanlılar!
Değerli yurttaşlarım!

Çözümlememiz gereken problem paradigmaları nicelik olarak değişmiştir. 
Yeni meydan okumalara layıkıyla karşı koyabilmek için 2030 Stratejisi çerçeveleri artık yetersiz kalmaktadır. Planlama ufkunu genişletmek bizim için önemlidir ve 15 yıl öncesinde olduğu gibi, müteakip bir dünya görüşü sıçraması gerçekleştirmemiz gerekmektedir.

İlk olarak, Kazakistan çağdaş bir devlettir. Bizim toplumumuz olgunluğa erişmiştir. Bu nedenle bugünkü gündemimiz devletimizin kuruluş merhalesindeki gündemden farklıdır.
Dünyada cereyan eden dönüşümlerin vasfı ve derinliği, küresel karşılıklı bağımlılık sürdürülebilir uzun vadeli kalkınmayı gerektirmektedir. Birçok ülke, artık 2030–2050 yıllarının ötesine göz atmaya çalışmaktadır. Bugünkü istikrarsız zamanda “yönetilebilir tahmin yapılması” devletin kalkınmasında önemli bir araç haline gelmektedir.

İkinci olarak, aslında “Kazakistan 2030 Stratejisi” devletimizin inşa dönemi için tasarlanmıştır. Gelinen noktada ise temel parametreleri bakımından yerine getirilmiştir.

Üçüncü olarak, yeni realitelerin doğurduğu yeni meydan okuma ve tehditlerle yüz yüze kalmaktayız. Bunlar kapsayıcı bir vasıf taşımakta olup, bütün ülke ve bölgeleri etkilemektedir.
 “Kazakistan 2030 Stratejisi”ni hazırladığımızda, hiç kimse, ölçekleri bakımından böylesine emsali görülmemiş bir mali-ekonomik krizin ortaya çıkabileceğini ve bunun neticesinde de yeni ve hiçbir suretle öngörülmeyen ekonomik ve jeopolitik durumların oluşabileceğini tahmin etmiyordu. “2030 Stratejisi”, 1997 yılında, ucu açık bir belge olarak hazırlandı. Daha başlangıcında, düzeltme imkânını söz konusu belgeye dâhil ettik.
Dünyadaki durumun değiştiğini ve hayatın da kendi düzeltmelerini yapabileceğini anlamak suretiyle, benim talimatımla, yeni koşullara göre durumumuzu kavramak ve olası stratejimizi belirlemek üzere, bir çalışma grubu oluşturuldu.
Bu grubun hazırladıklarını göz önünde bulundurmak suretiyle, bünyesinde 2030 Stratejisi görevlerinin yerine getirilmesine devam edileceği, 2050 yılına kadar ulusun yeni siyasi rotasının oluşturulmasını öneriyorum. “Kazakistan–2030” programında olduğu gibi, zaman ve koşulların bizim planlarımızda da değişikliklere yol açacağını net bir şekilde idrak etmeliyiz.

“2050 yılı” sadece sembolik bir tarih değildir.
“2050”, günümüzde dünya kamuoyunun kendi yönünü ayarladığı somut bir süredir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı, “2050 Küresel Medeniyetler Gelişme” tahminini yayınladı. 2050 yılına ilişkin tahmin raporu Dünya Gıda Teşkilatı (FAO) tarafından da ilan edildi. Günümüzde, eskisine göre, daha fazla ülke bu türden uzun vadeli stratejileri hazırlayıp uygulamaya koyuyor. Çin de kendisine böyle bir stratejik planlama ufku belirledi. Hatta büyük çokuluslu şirketler, gelişme stratejilerini yarım asır önceden hazırlamaktadır.
On beş yıl kadar önce “2030 Stratejisi” hazırlandığında, yeni ülkemizde dünyaya gelen birinci nesil Kazakistanlılar henüz ilkokula gitme aşamasındaydılar. Bugün ise onlar, ya işe girdi ve çalışıyor ya da üniversitelerde öğrenimlerini tamamlamak üzeredirler. İki üç yıl sonra ise bağımsızlık sonrası ikinci nesil dünyaya gelmeye başlayacak. Bu nedenle onlara doğru kılavuzlar sunulması üzerinde düşünmemiz önem taşımaktadır. Bizim esas amacımız; 2050 yılına kadar, dünyanın en gelişmiş 30 devleti arasında yer almaktır.
Başarılarımız ve Kazakistan kalkınma modelimiz yeni siyası rotanın temelini oluşturmalıdır. Kazakistan–2050 Stratejisi, yeni merhalede Kazakistan–2030 Stratejisi’nin uyumlu bir devamı niteliği taşımaktadır. Bu belge “Biz kimiz, nereye gidiyoruz ve 2050 yılına doğru nerede olmak istiyoruz(?)” sorusuna cevap özelliğine haiz bir belgedir. Eminim ki bu, özellikle bu yeni kuşağı ilgilendirmektedir.
Bütün bunlardan hareketle, ben, “Ulusun 2050 Yılına Kadar Yeni Siyasi Rotası” taslağını önermekteyim. Bu da benim Kazakistan halkına mesajım olacaktır.

***

Biz nereye gidiyoruz? Kazakistan, 2050 yılına doğru, dünyanın en gelişmiş ilk otuz devleti arasında yer almalıdır.
Bu kulüpte yer almak için kalkınmakta olan ülkeler arasında kıyasıya bir rekabet olacaktır. Ulusumuz, yeryüzünün sadece güçlüler için garantilendiğini açık bir şekilde idrak etmek suretiyle, küresel ekonomik mücadeleye hazır olmalıdır.
Biz, amacımızdan şaşmaksızın ve coşkuyla, birincil hedefleri gözden kaçırmaksızın çalışmalıyız:
-       Devlet inşasının müteakip gelişimi ve güçlenmesi,
-       Ekonomik politikada yeni hedeflere geçilmesi,
-       Milli ekonominin itici gücü olan girişimciliğe çok yönlü destek sağlanması,
-       Yeni sosyal modelin oluşturulması,
-       Çağdaş, etkin eğitim ve sağlık sistemlerinin inşası,
-       Devlet mekanizmasının sorumluluğunun, etkinliğinin ve işlevselliğinin arttırılması,
-       Yeni meydan okumalara uygun olarak, uluslararası politika ile savunma siyasetinin oluşturulması.
Ben, bugün, aynı şekilde başarılı bir “başlangıç” yapılmasını sağlayacak olan, yeni 2050 Siyasi Rotası’nın 2013 yılı öncelikli görevlerini sıralayacağım.
Bu vazifelere uygun olarak Hükümet, hemen, “2013 Genel Ulusal Eylem Planı’nı” hazırlamalıdır.
Söz konusu önemli belge somut talimatları içermeli ve yürütme, yasama ve yargı alanındaki yöneticilerin kişisel sorumluluğunu da öngörmelidir. Devlet Başkanlığı Teşkilatı da, bunun hazırlanması ile daha sonra uygulanmasının seyrini, özel bir denetim altına almalıdır.
Ben, şimdi, Kazakistan 2050 Stratejisi’nin temel istikametleri konusunda görüşümü paylaşmak isterim.

1. Yeni rotanın ekonomik politikası; karlılık, yatırımların geri dönüşü ve rekabet ilkelerine dayalı geniş kapsamlı ekonomik pragmatizm

1)      Geniş kapsamlı ekonomik pragmatizm…

Yeni rotamızın ekonomik politikasının özünü geniş kapsamlı ekonomik pragmatizm teşkil edecek. Fiilen bu, bizim bugünkü görüş ve yaklaşımlarımızın köklü bir şekilde kırılmasıdır.
Bunun anlamı nedir?
Birincisi. Ekonomik uygunluk ve uzun vadeli çıkarlar bakımından istisnasız her türden iktisadi ve idari kararların alınmasıdır.
İkincisi. Kazakistan’ın eşit haklı iş ortağı olarak yer alabileceği yeni piyasa nişlerinin belirlenmesi, yeni ekonomik büyüme noktalarının yaratılmasıdır.
Üçüncüsü. Ekonomik potansiyelin arttırılması amacıyla elverişli yatırım ortamının hazırlanması, karlılık ve yatırımların geri dönüşüdür.
Dördüncüsü. Ekonomide, etkin bir özel sektörün yaratılması ve devlet-özel sektör işbirliğinin geliştirilmesi, ihracatın devlet tarafından teşvik edilmesidir.

2)      Yeni kadro politikası…

Yeni ekonomik politikada başarının en önemli şartı kadrolarla desteklenmelidir. Bunun için yapmamız gerekenler:
-       Yönetim kaynaklarını geliştirmeliyiz ve bunun için gerekli kaynağımız mevcuttur. Devlet sektöründe çağdaş yönetişim araçlarını ve kurumsal yönetim ilkelerini uygulamaya sokmalıyız.
-       Bununla eşzamanlı olarak, uluslararası emek paylaşımından menfaat elde etmeliyiz ve bilhassa dış kaynak kullanımı programları vasıtasıyla yeni rotamızın bazı görevlerini yerine getirmek için dış kadro kaynaklarını cezp etmeliyiz. Biz, aynı şekilde, açık piyasadaki en iyi yabancı uzmanları çekmeliyiz ve ülkemizde çalışmak üzere davet etmeliyiz.
Engin uluslararası tecrübe ve bilgiye sahip idari kadroların kullanılması çifte etki yaratacaktır: Bu şekilde sadece üretimimizin yönetimini modernize etmekle kalmayacağız, aynı şekilde, kendi yerli kadrolarımızı da eğitmiş olacağız. Bu bizim için yeni bir uygulamadır.

2050 yılına kadar aşağıdaki görevlerin kademeli olarak yerine getirilmesi ilke bazında önem taşımaktadır:

İlk olarak, devletin makroekonomik politikası modernize edilmelidir.

Bütçe politikası…
-       Yeni bir bütçe politikası ilkesiyle mücehhez olmalıyız; sadece kendi imkânlarımız çerçevesinde harcamalıyız ve açığı da mümkün olan en asgari seviyeye indirmeliyiz. “Kara gün” rezervlerini, uzun vadeli muhafazasını sağlamak suretiyle arttırmalıyız.
-       Bütçe-finansman sürecine olan yaklaşım, özel yatırımlarda olduğu gibi, özenli ve düşünülmüş olmalıdır. Diğer bir deyişle, bütçeden tek bir Tenge bile boşuna harcanmamalıdır.
-       Devlet bütçesi, örneğin ekonominin çeşitlendirilmesi ve altyapının geliştirilmesi gibi, uzun vadeli perspektifler açısından verimli genel milli projelere odaklanmış olmalıdır.
Uygunluk ve etkinlik bakımından yatırım konularını titiz bir şekilde seçmeliyiz. Unutulmamalıdır ki, en modern tesisler bile, idame ettirmek için masraf gerektirmeleri ama gelir getirmemeleri ve ülkemiz vatandaşlarının sorunlarını çözümlememeleri durumunda, bütçeye külfet olabilmektedir.

Vergi politikası…
-       Üretim ve yeni teknolojiler alanında faaliyette bulunan vergi mükellefleri için, elverişli bir vergilendirme rejimi tesis edilmelidir. Şu anda böyle bir çalışma başlatıldı. Bunun geliştirilmesi görevini veriyorum: Yürürlükteki bütün vergi kolaylıkları gözden geçirilmeli ve azami ölçüde etkin hale getirilmelidir.
-       Vergi idaresinin liberalleştirilmesi politikasına ve gümrük idaresinin sistemli hale getirilmesine devam etmeliyiz. Vergi denetimlerini sadeleştirmeli ve asgari seviyeye indirmeliyiz.
Piyasa aktörlerini vergi kaçırma yollarını aramaya değil, rekabete teşvik etmeliyiz.
-       Vergi denetiminin pragmatik olarak azaltılması, işletmelerin vergi idareleriyle diyalogunu asgariye çekmelidir. Önümüzdeki beş yıl zarfında da herkes online elektronik denetime geçmelidir.
-       2020 yılından itibaren vergi kredilendirmesi uygulamasını kullanmaya başlamalıyız. Temel görev, girişimcilerin yatırım faaliyetini teşvik etmektir.
-       Yeni vergi politikasının sosyal yönelimi bulunmalıdır. Bunun için, 2015 yılından başlamak suretiyle, bir dizi teşvik tedbiri hazırlanmalı ve bu cümleden hareketle; kendisinin, ailesinin, çalışanlarının eğitimine ve sağlık sigortasına para yatıran şirket ve şahısların vergiden muaf tutulması uygulaması öngörülmelidir.
Bu suretle, yeni vergi politikası; şirketler düzeyinde, iç büyümeyi ve yerli ürünlerin dış piyasalara ihracatını; şahıslar düzeyinde ise bunların birikimlerini, tasarruflarını ve yatırımlarını teşvik etmelidir.

Para-kredi politikası…
-       Dünya ekonomisindeki elverişsiz durumu göz önünde bulundurmak suretiyle her Kazakistanlının gelirini korunmak ve ekonomik büyüme için makul bir enflasyon seviyesini sağlamak zorunda olacağız. Bu sadece bir makroekonomik sorun değil, aynı zamanda ülkenin sosyal güvenliğini de ilgilendiren bir konudur. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın ve Hükümet’in 2013 yılından itibaren esas meselesidir.
-       Kazakistan bankaları da kendileri bakımından işlevlerini yerine getirmeli ve ekonominin reel sektörünün kredi kaynakları konusundaki ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Bu arada mali sistem kontrolünü zayıflatmamalı, bankaları sorunlu kredilerden arındırmalı ve yoğun bir şekilde fonlama konuları üzerinde çalışılmalıdır. Bunun için, Merkez Bankası ve Hükümet, Devlet Başkanlığı Teşkilatı’nın koordinasyonunda, ekonomiye gerekli parasal kaynakları sağlamaya yönelik konsept olarak yepyeni bir para-kredi politikası sistemi hazırlamalıdır.

Devlet borçları ve dış borç yönetimi politikası…
-       Ülkenin devlet borç seviyesini sürekli olarak kontrol altında tutmalıyız.
Bütçe açığının GSYH’ya oranını, 2013 yılı için öngörülen % 2,1 düzeyinden, 2015 yılında % 1,5’e kadar düşürmeliyiz.
Devlet borcu makul bir seviyede kalmalıdır. Bu, ilke bazında bir görevdir. Çünkü biz, ancak bu suretle dünyadaki istikrarsızlık ortamında bütçemizin istikrarını ve milli güvenliği sağlayabiliriz.
-       Ekonomideki sözde devlet sektörü borç seviyesini katı bir şekilde kontrol etmeliyiz.

İkinci olarak, altyapının geliştirilmesine yönelik yaklaşımımız ilke olarak yepyeni olmalıdır.
Altyapı ekonomik büyüme imkânlarını genişletmelidir. Altyapının iki istikamette geliştirilmesi gerekmektedir: Milli ekonomi küresel ortama entegre edilmeli ve aynı şekilde, ülke içindeki bölgelerde yaygınlaşmalıdır.
-       Kendi çıkarlarımızı özenli bir şekilde hesaba katmak suretiyle, Kazakistan’ın dışında üretim ve nakliye-lojistik tesislerinin kurulması için yurt dışına açılmaya odaklanmak önem taşımaktadır. Mevcut mülahazaların dışına çıkmalıyız ve bölge ile dünyada (Avrupa’da, Asya’da, Amerika’da) ortak işletmeler kurmalıyız. Örneğin denize açılan ülkelerde limanlar yapılmalı, dünyanın transit bağlantı noktalarında ulaştırma-lojistik merkezleri kurulmalı vb. Bu amaçla, özel bir “Küresel Altyapı Entegrasyonu” programı hazırlanmalıdır.
-       Biz kendi transit potansiyelimizi geliştirmeliyiz. Günümüzde, ülke çapında bir dizi çok büyük alt yapı projesi gerçekleştirilmektedir. Bunlar neticesinde, 2020 yılına doğru, Kazakistan üzerinden transit taşımalar iki misli artacaktır. 2050 yılına kadar ise bu rakam 10 misli artmalıdır.
-       Bütün bunlar, sadece ürünlerimiz ve hizmetlerimiz için, uzun vadeli talep oluşacak dünya piyasalarına yönelik ihracatımızın geliştirilmesi şeklindeki ana hedefe tabi olmalıdır.
-       Altyapının kurulması da, aynı şekilde, verimlilik kuralına tabi olmalıdır. Bu çalışmalar, sadece ve sadece yapımının yeni iş alanlarının gelişmesine ve istihdam imkânı yaratılmasına yol açacağı yerlerde yapılmalıdır.
-       Uzak bölgeleri veya yeteri kadar nüfus yoğunluğu bulunmayan bölgeleri, hayati önem taşıyan ve ekonomik olarak gerekli olan altyapı tesisleriyle “kapsamak” amacıyla “altyapı merkezleri” kurmalıyız. Bunun için ulaştırma sisteminin öncül altyapılarının sağlanması gerekmektedir.
-       Hükümete, 2013 yılında, Ülke Altyapısını Geliştirme Programı’nı hazırlama ve kabul etme görevini veriyorum.

Üçüncü olarak, devlet varlıkları yönetim sisteminin modernleştirilmesi gerekmektedir.
Kazakistan dünya ölçeğinde pek büyük olmayan bir ekonomiye sahiptir. Bunu çok etkin olarak yönetmek gerekmektedir. Ülke müşterek bir şirket gibi çalışmalı, devlet de bunun çekirdeğini oluşturmalıdır. Kurumsal düşünce gücü, süreçlerin bütüncül olarak ele alınmasında yatmaktadır. Her kademedeki kamu yöneticisi, adeta bir girişimci gibi düşünmeyi öğrenmeli ve benimsemelidir.
Bir kez daha tekrar ediyorum: Sadece ülke bütçesini paylaştırmamalıyız, iyi düşünülmüş ve doğrulanmış yatırımlar yapmalıyız.
Etkinliğin temel kriteri, yatırımlarımızın geri dönüş seviyesidir. Kazakistan’ın, uluslar arası piyasada bir tali aktör değil, etkin bir aktör olmasını, ülkenin üretim potansiyelini arttırabilme hızımız belirleyecektir.
-       Ulusal Fon yeni iktisadi politikaya geçişin “lokomotifi” olmak zorundadır. Ulusal Fon kaynakları öncelikli olarak uzun vadeli stratejik projelere yöneltilmelidir. 2013 yılında, Ulusal Fon’da kaynak biriktirmeye devam edilmeli, ama bu kaynaklar son derece rasyonel ve iyi düşünülerek değerlendirilmelidir.
-       Devlet, Üçüncü Sanayi Devrimi neticesinde ortaya çıkacak sektörleri de göz önünde bulundurmak suretiyle, milli şirketler nezdinde geleceğin ekonomisinin gelişmesini teşvik etmelidir. Yerli sanayi, kendi ülkemizde üretmek zorunda olduğumuz en yeni bileşik malzemeleri kullanmalıdır.
-       Devlet, enformasyon teknolojileri alanındaki transit potansiyelin geliştirilmesini teşvik etmelidir. 2030 yılına doğru, dünya bilgi akışının en az % 2–3’ü Kazakistan üzerinden geçmelidir. Bu rakam, 2050 yılına doğru da, en azından ikiye katlanmalıdır.
-       Aynı şekilde, özel şirketleri, kendi kaynaklarını araştırma ve inovasyon çalışmalarına yatırmaları konusunda teşvik etmek gerekmektedir. Şu hususun altını özellikle çizmek isterim: İnovasyonun uygulanması çok önemlidir, ama esas amaç değildir. Ülkemiz gerçek manada menfaati, ancak bu yeniliklerin piyasada aranır hale gelmesi durumunda elde edecektir. Aksi takdirde bu yenilikler, boşu boşuna para harcamak anlamına gelecektir.
-       Bazı şirket ve sektörlerin ayrıcalıklı olarak desteklenmesine son verilmelidir. Sadece sosyal yönden önemli, stratejik işlev üstlenen ve etkinlikleri kanıtlanan sektörler desteklenmelidir.

Dördüncü olarak, doğal kaynakların yönetiminde ilke olarak yeni sistem uygulamalıyız.
Kaynaklarımızı; ekonomik büyümeyi sağlamak için, büyük ölçekli dış politika ve dış ekonomik mutabakatlar için, Kazakistan’ın önemli bir stratejik avantajı olarak kullanmalıyız:
-       Zaman kaybetmeden olası bir mali kriz durumunda istikrarını yitirebilecek uluslar arası piyasalara hammadde aktarımını azami ölçüde süratlendirmeliyiz. Temel ithalatçılarımız hammadde alımını önemli ölçüde azaltabilir ve fiyatlar da çok aşağılara düşebilir. Bizim ileriye yönelik uygulayacağımız strateji, piyasaların istikrarsızlaşmasından önce hızla para biriktirmemizi sağlayacaktır ve bu sayede de, olası bir küresel kriz dönemini rahat atlatmamıza yardımcı olacaktır.     
-       Teknolojik devrim hammadde kullanım yapısını değiştirmektedir. Örnek olarak, kompozit teknolojiler ve yeni beton türleri demir cevheri ve kömür rezervlerinin önemini azaltmaktadır. Bu da ülkenin menfaatine olmak üzere bugünkü yüksek dünya talebinden yararlanmak için üretimi ve dünya piyasalarına sevkiyatı arttırma konusunda bir etmendir.
-       Hidrokarbon hammaddesi piyasasında büyük bir oyuncu olarak kalmak suretiyle alternatif enerji türlerinin üretimini geliştirmeliyiz. Güneş ve rüzgâr enerjisini kullanan teknolojileri aktif olarak uygulamaya almalıyız. Bunun için her türlü imkânımız bulunmaktadır. 2050 yılına doğru, ülkemizde alternatif ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı, toplam enerji tüketiminin en az yarısı seviyesine çıkmalıdır.

***

Eğer ulusumuz 35 yıl sonra hammadde kaynaklarının gelirlerinden yararlanmak istiyorsa, bunun için daha şimdiden hazırlanmalıyız. Özel bir strateji hazırlamalıyız; iş ortaklarımız ile önceliklerimizi belirlemeliyiz ve büyük şirketlerin yaptığı gibi, önümüzdeki yıllara ilişkin bütün eylemleri planlamalıyız.
Bu, kendi geçmişten aldığımız en büyük derstir: Kaşagan konusundaki çalışmaları neredeyse 20 yıl önce başlattık, ancak sonuçlarını daha yeni yeni almaya başlıyoruz.
Strateji hazırlamanın temel yönelimleri:

-       Bölgelerin yatırımları çekme konusunda istekli olmaları için yeraltı kaynaklarının kullanımı konusundaki moratoryumun kaldırılması gerekmektedir.
-       Biz, basit bir şekilde hammadde tedarikinden, enerji kaynaklarının işlenmesi alanında işbirliğine ve yeni teknoloji mübadelesine geçmeliyiz. 2025 yılına doğru, yeni çevre standartlarına uygun olarak, kendi piyasamızın akaryakıt-madeni yağ ihtiyacını tamamen karşılar hale gelmeliyiz.
-       Biz, yatırımcıları, sadece çağdaş üretim ve işleme teknolojileri getirmeleri koşuluyla ülkemize çekmeliyiz. Biz, ancak ülkemiz arazisinde yeni ürünler üretiminin başlatılması karşılığında hammaddelerimizi çıkarmalarına ve kullanmalarına izin vermeliyiz.
-       Kazakistan, yatırımlar için bölgesel bir mıknatıs haline gelmelidir. Ülkemizin, Avrasya’da yatırımlar ve teknoloji transferi için en cazip yer haline gelmesi gerekmektedir. Bu ilke bazında önem taşımaktadır. Biz yatırımcılara sahip olduğumuz avantajları göstermeliyiz.
-       Bütün madencilik işletmeleri sadece çevre yönünden zararsız teknolojiler kullanmalıdır.

Saygıdeğer yurttaşlarım!
Ulusumuzun geleceği ve devletin güvenliği için stratejik hidrokarbon “rezervi” oluşturmalıyız. Stratejik rezerv ülkenin enerji güvenliğinin temelini oluşturacaktır. Bu suretle, olası ekonomik çalkantılara karşı yeni bir savunma kademesi oluşturacağız.

***

Beşinci olarak, sanayileşmenin müteakip aşaması için bir plana ihtiyacımız vardır.
Hızlandırılmış yenilikçi sanayileşme programı uygulamasında, iki yıl sonra, birinci beş yıllık dönem tamamlanmış olacaktır.
Hükümet sanayileşmenin müteakip merhalesi için ayrıntılı bir plan hazırlamalıdır. Geleceğe yönelik teknolojik yönelimlerin gelişme senaryosuna ihtiyaç vardır.
Neticede, toplam ihracat hacmindeki hammadde dışı ihracat oranı 2025 yılına kadar iki misli, 2040 yılına kadar da üç misli artmak zorundadır.

Bunun için ne yapmalıyız?
-       Kazakistan, 2050 yılına kadar, kendi üretim varlıklarını en yeni teknolojik standartlara uygun olarak bütünüyle yenilemelidir.
Yerli üreticiler için, rekabet gücü en yüksek olan sektörlerde yeni piyasa nişleri oluşturma stratejisini etkin olarak geliştirmeliyiz. Bu, özellikle Dünya Ticaret Örgütü’ne girme niyetini de göz önünde bulundurarak, sanayisizleşmenin potansiyel yıkıcı etkilerinden kaçınmamızı sağlayacaktır.
Yerli mallar rekabet gücüne sahip olmalıdır. 1 Ocak 2012 tarihinde, Kazakistan, Rusya ve Belarus’un katılımıyla Ortak Ekonomik Alan oluşturmanın fiili etabı başladı. Toplam GSYH’sı 2 trilyon dolar olan, 170 milyon tüketiciyi birleştiren bu devasa piyasa bizim iş dünyamıza rekabet etmeyi öğretmelidir. Yeri gelmişken belirtilmeli ki bu ekonomik bütünleşme sürecinde Kazakistan siyasi egemenliğinden herhangi bir şey kaybetmeyecektir.
-       İhracata yönelik hammadde dışı sektörün genişlemesine vurgu yapmak suretiyle yeni üretimleri geliştirmeliyiz.
-       Hızlandırılmış Sanayi ve Yenilikçi Kalkınma Devlet Programı’nı sanayi kapasitelerinin ithalatına ve teknoloji mübadelesine odaklamalıyız. Bunun için, bize, ortak uluslar arası şirketlerin ve ülke için yararlı ortaklıkların kurulması ve geliştirilmesi konusunda bir alt program gerekmektedir.
-       Kazakistan uzaycılık hizmetleri, 2030 yılına doğru, dünya piyasasında kendi nişini genişletmeli ve başlatılmış olan bir dizi projeyi mantıksal sonuca ulaştırmalıdır. Burada Astana’daki Uzay Araçları Montaj ve Test Merkezi, Uzaktan Sondalama Uzay Sistemi, Ulusal Uzay Gözlem Sistemi ve yerdeki altyapı ile çok hassas Uzay Seyrüsefer Sistemi’nden bahsediyorum.
-       İki önde gelen yenilikçi yerleşim merkezi olan Nazarbayev Üniversitesi ile Yenilikçi Teknolojiler Parkı’nın geliştirilmesine devam edilmelidir. Süratli bir şekilde düşük hidrokarbonlu ekonomiye geçmeliyiz.
2013 yılında “Yeşil Köprü” Uluslararası Teşkilatı’nın kurulmasını ve aynı şekilde, Almatı çevresindeki dört uydu kent temelinde Green–4 Projesi’nin başlatılmasını öneriyorum.
Astana’da düzenlenecek olan önümüzdeki EXPO–2017, ülkenin “yeşil” kalkınma yoluna girmesi için güçlü bir itici güç olmalıdır. Başkentimizde bilim ve teknolojinin en başarılı örnekleri sergilenecektir. Birçok Kazakistanlı bizim erişmeye çalıştığımız “geleceğin enerjisini” yakından bizzat görebilecektir.

***

Yukarıda ülkemizin Üçüncü Sanayi Devrimi’ne hazırlanmasında önem arz eden en öncelikli sorunlarını gündeme getirdim.

Altıncı olarak, özellikle tarım ürünlerine yönelik küresel talebin arttığı bir ortamda tarım işletmeciliğinin kapsamlı modernizasyonu gerekmektedir.
Dünya gıda piyasasının lideri olmak ve tarım üretimini arttırmak için neler lazım?
-       Tarım alanları arttırılmalıdır. Pek çok ülkenin böyle bir imkânının olmadığını belirtmeliyim.
-       Özellikle yeni teknolojilerin kullanılması sayesinde verimde önemli bir artış sağlanmalıdır.
-       Dünya çapında hayvancılık için yem üretimi altyapısı oluşturmaya yönelik büyük bir potansiyelimiz mevcuttur.
-       Ekolojik olmaya vurgu yapmak suretiyle milli, rekabet gücü olan markalar yaratmalıyız. Netice itibarıyla, tarım sanayi kuruluşlarımıza çevre yönünden temiz üretim konusunda küresel oyuncu olmaları görevi vermekteyim.

Tarımsal ürünlerin işlenmesinde ve ticaretinde çiftçiliğin ve KOBİ’lerin geliştirilmesi…
Konu çok önem arz eden bir hedeftir. Bu konuda neler gerekmektedir?
-       Tarım kültürünün değiştirilmesi ve yeni bilimsel, teknolojik, idari buluşlar göz önünde bulundurulmak suretiyle hayvancılık geleneklerimizin yeniden canlandırılması.
-       Büyük ihracat pazarlarına girebilmek için kitlesel üretimde hangi ürünlere ağırlık vermemiz gerektiğinin belirlenmesi.
Alınan tedbirler neticesinde, 2050 yılına doğru, ülkenin GSYH’sı içinde tarım ürünlerinin payı 5 misli artmalıdır.

2013 yılı için Hükümet’e verilen görevler:
-       Ülke tarım sanayi kuruluşlarının geliştirilmesi için, 2020 yılına kadar uygulanmak üzere, yeni bir kalkınma programı kabul edilmelidir.
-       2020 yılına doğru, tarıma olan devlet desteği 4,5 kat arttırılmalıdır.
-       Yeni tarım teknolojileri kullanılmasına yönelik orta ve büyük ölçekli tarım ürünleri üretiminin yapılması konusunda mevzuat ve ekonomik teşvik sistemi hazırlanmalıdır.
-       Tahsis edildikten sonra belirli bir süre içinde kullanılmaya başlanmayan araziler için arttırılmış vergi oranları uygulanmalıdır.

Yedinci olarak, ülkemizin su kaynaklarına ilişkin yeni bir politika hazırlanması gerekmektedir.
Tarım amaçlı olarak devasa miktarlarda suya ihtiyacımız bulunmaktadır. Bununla ilgili olarak yapmamız gerekenler:
-       Diğer ülkelerdeki, örneğin Avustralya’daki su temini sorununun çözümünde kullanılan ileri tecrübenin özenli bir şekilde incelenmesi ve bizim koşullarımızda kullanılması.
-       Önemli miktarlarda bulunan yeraltı suları kaynaklarımızın çıkarılmasında en ileri teknolojilerin uygulanması ve özenli bir şekilde kullanılması;
-       Tarım sanayi sektöründe, topluca, rutubet koruyucu teknolojilere geçilmesi.

Bir bütün olarak toplumumuzun düşünce tarzını değiştirmeliyiz. En değerli doğal kaynaklarımızdan biri olan suyu savurganca kullanmaktan vazgeçmeliyiz.
Kazakistan, 2050 yılına doğru, nihai olarak su temini sorununu çözümlemiş olmalıdır.
Hükümet’e su konusunda uzun vadeli devlet programı hazırlama görevi veriyorum. Bu programda; ilk etapta, 2020 yılına kadar halkın içme suyu temini sorununun halledilmesi ve ikinci etapta da, 2040 yılına kadar sulama suyu sorununun halledilmesi öngörülmelidir.

2. Girişimciliğin çok yönlü olarak desteklenmesi, milli ekonomimizin itici gücüdür.

Yerel girişimcilik yeni ekonomik rotanın itici gücüdür.
Ekonomide küçük ve orta ölçekli işletmelerin yüzdesi, 2030 yılına kadar, en az iki katı olmalıdır.
Birincisi, kişinin iş hayatında kendini deneyebilmesi, her sorunun çözümünü devletten beklemek yerine, ülkede gerçekleştirilen iktisadi dönüşümün eksiksiz bir parçası olması için gerekli koşulları sağlamalıyız,
Önemli olan, genel iş kültürü seviyesini anlamak ve girişimcilik inisiyatifini teşvik etmektir.

Bunun için gerekli olanlar:
-       Küçük ve orta ölçekli işletmelerin birlik ve dayanışmaya olan heveslerini teşvik etmek ve onların destekleneceği ve teşvik edileceği bir sistem yaratmak.
-       İç pazarın yerel iş girişimlerini minimal ama katı düzenlemelerle geliştirmek;
-   İş dünyasının önünde suni engeller yaratan devlet memurları için, yeni ve daha katı bir sorumluluk sistemi getirilmesinin öngörülmesi.
-   Yeni gerçeklikleri, Avrasya Ekonomik Topluluğu’na üyeliğimizi ve önümüzde bulunan Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliğimizi de hesaba katarak, yerel girişimcilerimizi destekleme mekanizması ve onların çıkarlarını gözetmek için gerekli olan bütün tedbirlerin geliştirilmesi.

Bugünün görevi; küçük ölçekli işletmelerin ve bireysel girişimcilerin orta ölçekli işletmeler kategorisine geçebilmeleri için gerekli şartların ve önkoşulların sağlanması.
Maalesef günümüzde küçük ve orta ölçekli işletmelerin vergilendirme sisteminde var olan çarpıklıklar, onların gelişimine ve büyümesine engel teşkil etmektedir. Bu sebeple Hükümet’in, 2013 yılı sonuna kadar, mevzuatta küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin tanımlarını net bir şekilde birbirinden ayırmaya yönelik değişiklik yapılması şarttır.

Bunu yaparken de küçük ve orta ölçekli işletmelerin payına düşen yükü arttırmamalıyız.
Hükümet’e, 2013 yılının sonuna kadar, Kazakistan vatandaşlarının şahsi güvenliklerini birebir etkilemeyen konulardaki, bütün izinlerin ve lisansların kaldırılmasını ve yerlerine ihbarname getirilmesi görevini veriyorum.
Yasal çerçevede, iş dünyasının, sağlanan malların kalitesini, işi ve hizmeti kendi kendine düzenleyebileceği koşulların sağlanması gerekmektedir. Mahkemelerde çok kademeli karar alma mekanizmasını kaldırarak, tüketici haklarını korumak için yeni bir sistem oluşturmalıyız

İkinci olarak, devlet-özel sektör işbirliği prensiplerine dayanarak, güvenli bir diyalog inşa edilmesi için iş dünyasının bir araya getirilmesine devam etmeliyiz ki, bu da, bahsi geçen yeni stratejinin geniş kapsama yayılması ve bütün girişimcilerin ilgisinin çekilmesi sorununu çözecektir. Uluslar arası tecrübelere baktığımızda görüyoruz ki, girişimcilerin odalardaki konsolidasyonu güçlü bir ekonominin önemli faktörlerinden biridir, bunun uygulandığı yerlerde ‘güçlü bir iş dünyası – güçlü bir ekonomi’ prensibi yerleşmiştir. Hükümet ve “Atameken Birliği” tarafından, girişimcilerin Ulusal Ekonomi Birliği’ne zorunlu üyelik modeli konsepti geliştirilmiştir. Söz konusu model; geniş yetkilere sahip girişimcilerin ve kamu kuruluşlarının işlevlerinin; mesleki eğitim, özellikle kırsal kesim ve kasabalardaki küçük ölçekli işletmelere kapsamlı hizmet desteği ve dış ekonomik faaliyetler alanlarında Milli Birlik bünyesinde temsil edilmelerini sağlayacaktır. Girişimcilerin “Milli Birliği” Hükümetin güvenilir ve yetki sahibi bir iş ortağı haline gelecektir. Bu bağlamda, Hükümete gerekli yasa tasarısını hazırlama ve önümüzdeki senenin ilk çeyreğinde ise bu tasarıyı Parlamento’ya sunma görevini veriyorum.

Üçüncüsü, devlet kendi rolünü değiştirmelidir. Bizim ikinci bir geniş kapsamlı özelleştirme dalgasına ihtiyacımız vardır.
Bu kolay olmayan bir adım, çünkü piyasa ve devlet arasındaki sorumlulukların dağılımının yeniden belirlenmesi anlamına geliyor. Ancak, yüksek tempodaki büyüme hızının korunabilmesi için bu adımı atmamız şart. Özel sektör her zaman ve her yerde devletten daha etkili olmuştur. Dolayısıyla işletmelerin ve stratejik önemi bulunmayan hizmetlerin özel sektöre teslim edilmesi gerekmektedir. Konu, yerel girişimciliğin güçlenmesi için temel ve önemli bir adımdır.  Bu yolda atılan ilk başarılı adımımız “Ulusal IPO” (halka arz) programı oldu. Bu milli öncelikli olarak milli zenginliklerin halkın eline geçmesi anlamına geliyor. Anonim şirket olan “KazTransOil” firması tarafından 28 milyar Tenge elde edildiği bildirilmişti, şimdi ise talepler, teklifin iki katına çıkmış durumda.
3. Sosyal politikaların yeni prensipleri; sosyal güvence ve bireysel sorumluluk 

Asıl amacımız; vatandaşlarımızın sosyal güvenliği ve refahıdır. Bu toplumsal istikrarın en iyi garantisidir. Toplumumuzda yenilenen ve daha etkili, günümüzün sıkıntıları ile başa çıkabilecek bir sosyal politika talebi artmaktadır. Dünyadaki tecrübenin de gösterdiği gibi sosyal politikanın ideal ve evrensel bir modeli yoktur. Aynı şekilde, bütün vatandaşların mevcut sosyal sistemden memnun olduğu bir sosyal sistem olmadığı gibi!  Vatandaşların sosyal güvenlik ve refahı, her Kazakistanlıyı ilgilendiren çok zor ve ciddi bir sorundur. Bu yüzden burada çok dikkatli bir şekilde düşünülmüş yaklaşımlar olması gerekmektedir. Ben, sosyal adalet ve sosyal güvence konularındaki yaklaşımlarımızı düzenlerken göz önünde bulundurmamız gereken ilkeler hakkında kendi görüşümü paylaşmak istiyorum.

Sosyal Politikaların Yeni İlkeleri 

Birincisi, devlet, özellikle küresel kriz dönemlerinde, vatandaşlara minimum yaşam standartlarını garanti etmelidir. Temel görev, yoksulluğun artmasını engellemektir.
Yoksulluk, hiçbir Kazakistanlı için bir sosyal konum olmamalıdır.
Biz vatandaşlarımız için, doğrudan ekonominin ve bütçenin büyümesi ile orantılı, asgari sosyal koşullar ve güvenceler sağlamalıyız.

Buraya dâhil edilmesi gerekenler:  
-       Öncelikle kişinin temel ihtiyaç listesi genişletilmeli ve bu listeye; eğitim, sağlık (işsizler ve çalışamayanlar da dâhil olmak üzere, sosyal imkânlardan daha fazla faydalanabilmeleri adına), sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam şekli, entelektüel ve enformasyon taleplerinin karşılanması, vb.
-       Kişinin ihtiyaçlarının gerçek fiyatlara göre hesaplanması (bu bağlamda, ülkede istatistiğin geliştirilmesi),
-       Hayat şartları kalitesinin, ekonomik büyüme ile bağlantılı olarak adım adım yükselmesi.

Bu standartlara uyulması, tüm sosyal güvenlik alanı bütçesinin finanse edilmesini belirlemelidir. Söz konusu durum bütçelendirme sürecini şeffaflaştıracağı gibi, ayırdığımız kaynakların hedef adresini daha iyi belirleyecektir. Hükümeti konu ile ilgili yasayı hazırlaması için görevlendiriyorum.

İkincisi, devlet sadece ihtiyacı olan gruplara sosyal alanda destek vermelidir. 

Bunun için ne yapılması gerekir?
-       Devlet, savunmasız kesimlere (emekliler, engelliler, çalışamayacak durumda olanlar, hastalar çocuklar vb) verilecek desteğin yerine ulaşması ile ilgili sorumluluğu tamamen üstüne alır.
-       Sosyal ve emeklilik güvencesi sistemlerinin sürekli geliştirilmesi, var gücümüzle anne ve çocukların korunması gerekmektedir.
-       İş gücü piyasası ile bağlantılı olarak işsizlerin eğitimleri ve mesleki kurslarına dair somut programlarımız olmalıdır. Devlet, işsiz kalan kişilere, eğer bu kişi yeni bir meslek ediniyorsa ve eğitim sürecindeyse sosyal destek vermelidir.
-       İşverenler;  halkın düşük gelirli kesimlerini etkin bir biçimde istihdam edecek şekilde maaş bağlayabilecekleri koşullar sağlaması gerekmektedir. Öncelik ise engelli insanlara verilmelidir. Gelişmiş ülkelerde uygulama budur. Onların etkin bir şekilde iş güçlerini kullanabilmeleri için koşullar yaratılmalıdır.

Üçüncüsü, bölgelerin gelişimindeki sosyal dengesizlik sorununun çözümüne odaklanmalıyız. 
Mevcut ortamda bazı bölgelerdeki ekonominin yavaş gelişme süreci beraberinde işsizliği de getirmekte. Dolayısıyla gelir dağılımında kutuplaşma meydana gelmekte.

 (1) Öncelikle, kamu kuruluşlarının bölgesel gelişimle ilgili konulardaki çalışmalarının koordinasyonunun güçlendirilmesi gerekmektedir.
Amaç; bölgelerin gelişimindeki öncelikli sorunların çözülebilmesi için tüm kamu ve özel sektör programlarının eşzamanlı yerine getirilmesi. Hükümet tarafından 2013 yılının ilk yarısında, bölgelerdeki gerekli ve geleceğe yönelik projelerin belirlenmesi ve bütçelendirilmesi gerekmektedir. 

(2) İçinde bulunduğumuz yıl içerisinde, mono şehirlerin geliştirilmesi programını hayata geçirdik. Yeni iş yerlerinin oluşturulması, halkın sosyal sıkıntılarının çözülmesi ve işletmelerin iş güçlerinin geliştirilmesine yönelik büyük kaynaklar yönlendirilmiştir. Yerel yönetimlerin kalitesini de arttıracağız. Bahsi geçen görev benim şahsi denetimim altındadır. Bununla birlikte, bölgelerdeki sosyoekonomik koşulların düzeltilmesi için yeni ve etkili mekanizmalara ihtiyaç var. Hükümete ve Bölge Valilerine 2013 yılında küçük şehirlerin geliştirilmesi programını uygulamaya koymaları görevini veriyorum. Bu program, temelinde bir dizi sanayi projesi barındırarak, uzun vadeli olmalıdır. Onların görevleri; bölgelerin özel sektör uzmanlaşma sistemlerine yardımcı olmak, sanayi üretimi sağlayan uydu-kentler haline gelmesini sağlamak ve son olarak da yerel halkın yaşam standartlarını yükseltmek ve kırsaldaki genç kesime iş imkânı sağlamaktır.

(3) Bizim, genel olarak, ülkenin ve bölgelerin iş gücü piyasasına etki eden, göç sorununun kapsamlı bir şekilde çözülmesi için önlemler almamız gerekiyor. Komşu ülkelerden göç akımlarının kontrolünü güçlendirmemiz gerekiyor.
Geleceğe yönelik olarak üstümüze düşen görevler ise, vasıflı yerel kadrolarımızın, gereğinden fazla olarak yurt dışındaki iş gücü piyasalarına akışını önlemek için, elverişli çalışma şartlarının oluşturulmasıdır. Hükümet 2013 yılı içinde göç sorununu çözmeye yönelik kapsamlı bir plan hazırlamalı ve onaydan geçirmelidir.

(4) Sınır bölgelerine ayrıca ilgi göstermemiz gerekir. Bu bölgelerin potansiyelleri henüz yeteri kadar keşfedilmemiştir. Oralardaki hayatı daha cazip hale getirmek gerek. Hükümetin, Valilerle beraber, 2013 yılında sınır bölgelerimizin geliştirilmesine yönelik ek önlemler alması gerekmektedir.

Dördüncü olarak, istihdam ve ücret politikalarını modernize etmeliyiz.

 (1) Küresel istikrarsızlığın en önemli tehdidi işsizliktir. Reel anlamda istihdamı, kısmi olarak değil,  hem kamu, hem özel sektör alanlarında, ülkede gerçekleştirilen bütün programlar sağlamalıdır. Bu sebeple hem Hükümete hem Valilere 2013 yılında aşağıdaki görevleri veriyorum:
-    Daha önceki dönemde uygulanan girişimciliğin geliştirilmesi ve iş dünyasını desteklemeye yönelik bütün programların birleştirilmesi.
-    Büyük işsizlik oranlarının ve az gelirli halkın gözlendiği bölgelere bütçe sağlanabilmesi için bir sistem geliştirmesi.
Bahsi geçen yenilenmiş programın yerine getirilmesi görevini ben, şahsen Başbakan’a ve Valilere veriyorum.

(2)  “Sosyal Modernizasyon: Yirmi Adımda Emek Toplumu” makalemin 6 ay önce yayımlanmasının ardından, sendikalarla ve iş gücünün düzenlenmesi ile ilgili yasanın hazırlanması başlamıştır. Hedefimiz; çalışanların haklarını da göz önünde bulundurarak işletmeye destek olacak prensipte yeni bir iş ilişkileri modeli oluşturmak.
Bu yasanın, tüm işçilerin haklarını koruması açısından kabul edilip, yürürlüğe girmesinin hızlandırılması gerekmektedir.

(3) Hükümetin, ücretler ve iş gücünün ücretlendirilmesindeki mevcut orantısızlıkların giderilmesi konusunda, tamamen yeni yaklaşımların oluşturulması için önlemler alması gerekmektedir.

***

Yeni dönem sosyal politikaların en önemli bileşenini anne ve çocukların korunması olarak belirlemek istiyorum.

Anneliğin korunması. Kadınlara yaklaşım.

Devlet ve şahsen benim için de, annelik; üzerinde özenle durduğum bir konudur.

Saygıdeğer Kadınlarımız!

Sizler, bir ailenin dayanağısınız, bu demek oluyor ki sizler, devletin de dayanağısınız.
İlerde, ülkemizin nasıl bir yer olacağı, bugün çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimizle doğrudan alakalıdır. Öncelikle, kız çocuklarımızın yetiştirilmesine büyük önem vermemiz gerek. Onlar, gelecekteki kadınlarımız, annelerimiz, evimizin koruyucuları olacaklardır.

Kazakistan, laik bir devlettir. Devlet, vatandaşlarımıza vicdan özgürlüğü sağlarken, halkımıza, adetlerimize ve yasalarımıza ters düşen bir takım sosyal kuralları dayatma girişimlerine de katı bir şekilde karşı gelecektir.   Biz, Kazakistan’ın genç kızlarının kaliteli bir eğitim alması, iyi bir iş bulması ve özgür olması için bütün koşulları sağlamalıyız. Onlar da banka kartı kullanma şansına sahip olmalı, araba sürebilmeli, kariyer yapmalı, modern olmalı. Kızlarımız; tarihimize ve geleneğimize aykırı düşen çarşaflarla yüzlerini örtmemelidir.    Halkımızın kendine has kültürü, kendi adet ve görenekleri vardır.
Halkımız kızlarının ahlaklı ve saygılı bir birey olarak yetiştirilmesine büyük önem vermiştir.  Kız çocuklarına, genç kızlara toplum her zaman özenle davranmıştır.  Halk arasında bir deyim vardır: "Kızın yolu hassastır". Genç kızlar ve kadınlar her zaman toplumumuzun eşit parçası,  anneler ise, en saygın bireyi olmuştur. Bizler kadına, anneye, eşe, kız çocuğuna tartışmasız olarak saygı göstermeliyiz. Annelerimizi koruma altına almalıyız. Kadınlarımıza ve çocuklarımıza uygulanan aile içi şiddetin artması durumu beni çok rahatsız ediyor. Kadına saygısız bir yaklaşım olamaz. Ve hemen belirtmek isterim ki şiddet kullanımının önü çok sert bir şekilde kesilmelidir. Devlet, insanı isyan ettiren cinsel kölelik, kadına bir meta gibi yaklaşılması konusunun özellikle çok sert bir şekilde önünü kesmelidir.
Ülkemizde parçalanmış aile sayısı çok fazladır. Devlet, çocuklarını tek başlarına büyüten annelere yardımcı olmalıdır. Kadınlarımıza esnek istihdam yöntemleri, evden çalışma imkânları sunmalıyız. Yasa, devlet ve şahsen ben, kadınlarımızın yanında olacağız. Bizler ülkemizde kadının rolünün artması için gereken koşulları sağlamaya devam edeceğiz. Modern Kazakistan kadını, kariyer yapmayı hedeflemelidir. Kamu ve resmi idarelerde, özellikle bölgelerdeki yerel yönetimlerde çalışan kadın sayısının arttırılması gerekmektedir. Kadınların iş sahibi olabilmeleri, iş yerleri açabilmeleri için elverişli koşulları sağlamalıyız.

 Çocukların Korunması

 Barış zamanlarında bile binlerce öksüz ve yetimimiz var; yetimhanelerimiz ağzına kadar dolu durumda. Bu, maalesef evrensel bir eğilim ve küreselleşmenin tehdidi! Ancak bizler bu eğilime karşı koymalıyız. Devletimiz,  evlatlık edinmeyi ve aile tipi yetimhanelerin kurulmasını teşvik etmeli. Erkeklerin, kadınlara ve çocuklara son derece özensiz yaklaştığı vakaların sayısı artmakta! Bu durum hiçbir şekilde bizim adetlerimizle ve kültürümüzle bağdaşmamaktadır. Çocuklarımız, toplumumuzun en hassas ve en korunmasız kesimidir ve haklarından yoksun bırakılmamalıdır. Halkın lideri olarak her çocuğun hakkının korunmasını talep ediyorum. Ülkemizde dünyaya gelen her çocuk Kazakistan vatandaşıdır. Ve devlet ona bakmakla yükümlüdür.  Ben boşanmaya karşıyım. Gençliğin; “ailenin değerli, boşanmanın ise mahvedici olduğu” fikriyle yetiştirilmesi gerekmektedir. Çünkü boşanmalardan en çok zarar gören çocuklardır. “koyun güdemeyen bir babanın oğlu kuzu kıymetini bilmez.” Çocukların yetiştirilmesi, sadece annelerin değil, ebeveynin her birinin sorumluluğudur. Ancak böyle bir durum geliştiyse de, baba nafaka ödemekle zorunludur. Devlet yalnız anneleri desteklemeli ve nafakanın ödenmediği durumlarda cezayı arttırmalıdır. Çocukların yetiştirilmesi, geleceğe yapılan büyük bir yatırımdır. Konuya bu şekilde yaklaşmalı ve çocuklarımıza daha iyi bir eğitim vermeyi hedeflemeliyiz.   Genç neslimizin en iyi eğitimi alabilmeleri için çok emek harcadım: bu konuda “Balapan” projesi devam ediyor, entelektüel okullar faaliyet içinde, Nazarbayev Üniversitesi, “Bolaşak” Programı… Bildiğiniz üzere, oraya sadece hazırlıklı ya da yetenekli çocuklar girebiliyor. Bir çocuğu, bilgiye ve çalışmaya hazırlamak ailesinin görevidir. “Her şeyin en iyisi çocuklar için!” sloganı tüm ebeveynler için bir ilke haline gelmelidir.

Hükümete verilen görev:
-       Anne ve çocuğun korunması ile aynı şekilde, aile ve evlilik alanındaki mevzuat kökten bir şekilde gözden geçirilmelidir.
-       Anne ve çocuğa karşı işlenen suçlara ve aynı şekilde, bu alanda mevzuatın en ufak bir şekilde ihlaline ilişkin cezalar arttırılmalıdır.
-       Doğum ve çok çocukluluğun teşviki sisteminin reforma tabi tutulması, vergi kolaylıkları, tıbbi ve sosyal yardım, iş piyasalarında yeni avantajlar sağlanması vb. tedbirlerin alınmasını da kapsayacak şekilde tedbir paketi hazırlanmalıdır. Bununla birlikte kadınları barındırma yaklaşımlarından vazgeçerek aktif yaşam konumu bulunan kadınlara kendi güç ve imkânlarına inanmaları sağlanmalıdır.
-       Ülkede cinsiyet ayırımcılığına mahal bırakılmamalı ve uygulamada, cinsiyet eşitliği ile kadınlara, erkeklerle aynı imkânlar sağlanmalıdır. Bu durumda ben, öncelikli olarak işverenlere sesleniyorum.
Sağlam nesil, başarılı geleceğimizin temelidir!
Ulusal sağlık sistemimizin uzun vadeli olarak modernleştirilmesi çerçevesinde biz, bütün ülke düzeyinde ortak sağlık hizmetleri standardı tesis etmeliyiz ve aynı şekilde, sağlık kuruluşlarının maddi-teknik donanımını geliştirmeliyiz ve aynılaştırmalıyız.

Esas Öncelikler:
-       Kaliteli ve erişilebilir sağlık hizmetleri sunulmalı. 
-       Azami ölçüde hastalıkların erken teşhis ve tedavisi sağlanmalıdır.
-       Hastalıkları önleyici tedbirler tıbbı temel araç olmalıdır. Ülke nüfusunun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi konusuna ağırlık verilmelidir.
-       “Smart-tıp”, uzaktan önleyici tedbirler ve tedavi, “e-tıp” hizmetleri uygulamaya konulmalıdır. Bu türden yeni tıp hizmetleri bizim ülkemiz gibi arazisi büyük olan ülkelerde özellikle aranan hizmetlerdir.
-       Çocuklarımızın sağlığını temin etme konusunda yeni yaklaşımlar hazırlanması üzerinde çalışılmalıdır. Bütün tıp hizmetleri yelpazesi bakımından 16 yaşına kadar olan bütün çocukların kapsanmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.
Bunu mevzuat yoluyla da asgari hayat standartlarına dâhil etmeliyiz. Bu adım ulusun sağılığını sağlama konusunda önemli bir katkı olacaktır.
-       Tıp eğitimi sistemini köklü bir şekilde iyileştirmeliyiz. Tıp Fakülteleri sistemi, orta düzeyde branşlaşmış eğitim kurumları ağı vasıtasıyla desteklenmelidir. Gündelik pratik uygulama azami ölçüde eğitim sürecine entegre edilmelidir.
-       Tıp fakültelerinin fiili bilimsel-araştırma unsuruna birinci derecede önem verilmelidir. Bu yüksek öğretim kurumları, insanlığın en yeni bilgilerini ve teknolojik buluşlarını bünyesinde toplamalıdır. Örnek olarak ABD’deki büyük ve çok etkin birer tıp merkezi olan üniversite hastanelerini gösterebiliriz. Bu istikamette de devlet-özel sektör işbirliğini geliştirmeliyiz.
-       Özel tıbbın gelişmesi için koşullar yaratmalıyız. Bütün gelişmiş ülkelerde tıbbi hizmetlerin önemli bir bölümü özel sektör tarafından verilmektedir. Bizler süratle özel hastane ve polikliniklere geçiş için gerekli koşulları yaratmalıyız.
-       Mevzuat düzeyinde tıp fakültelerinin ve kurumlarının uluslararası akreditasyonu öngörülmelidir.
Halen insanların köylerdeki sağlık hizmetlerinin kalitesi konusunda çok sayıda şikâyetleri bulunmaktadır. Bu arada nüfusumuzun sadece % 43’ü köylerde yaşamaktadır.

Beden eğitimi ve spor devletin özellikle özen gösterdiği bir alan olmalıdır. Özellikle sağlıklı yaşam tarzı halkımızın sağlığı konusunda en önemli unsurdur. Ancak, ülkemizde herkesin erişebileceği spor tesisleri, spor teçhizatları donanımları yeteri kadar bulunmamaktadır. Bu bağlamda, Hükümet ve yerel yönetimler beden eğitiminin, kitlesel sporun ve beden eğitimi-sağlık tesislerinin, tip projelerle, bu cümleden hareketle, avlularda da yapımı konusunda tedbir almalıdır. Bu çalışmayı da önümüzdeki yıl başlatmalıyız.

4. Bilgi ve profesyonel maharetler; çağdaş eğitim sisteminin, personel yetiştirmenin ve geliştirmenin anahtar kılavuzlarıdır

Gelişmiş ve rekabet gücü olan bir ülke olmak için, biz, yüksek eğitimli bir ulus olmalıyız.
Çağdaş dünyada sıradan okur-yazarlığın artık yeterli olmadığı ortadadır. Bizim vatandaşlarımız en modern donanımlarda ve en modern üretimlerde çalışabilmek için vasıflarını geliştirmeye hazır olmalıdır.
Çocuklarımızın ve bir bütün olarak yetişen kuşağın işlevsel okur-yazarlığına da büyük bir önem verilmelidir. Bu, bizim çocuklarımızın çağdaş hayata adapte olmaları için önemlidir.

Eğitim alanındaki çalışmalarımızın öncelikleri:

(1) Bütün dünyada olduğu gibi Kazakistan’da da yeni okul öncesi eğitim yöntemlerine geçilmesi gerekmektedir.
Bildiğiniz gibi, ana hedefi çocuklarımızın başlangıç imkânlarının eşitlenmesi olan “Balapan” Programı’nı başlatmıştım.
Bu programın uygulamaya başlamasından bu yana 3.956 yeni kreş ve anaokulu faaliyete geçirildi.
Yüksek doğum oranını ve devam eden nüfus artışını göz önünde bulundurmak suretiyle, “Balapan” Programı’nın 2020 yılına kadar uzatılmasına karar verdim. Hükümete ve Valilere, çocukların, okul öncesi eğitim ve öğretimle % 100 oranında kapsanması görevini veriyorum.

(2) Yeni Kazakistan–2050 Rotası’nı göz önünde bulundurmak suretiyle, Hükümete 2013 yılından başlamak üzere uluslar arası sertifikalar verilecek şekilde mühendislik eğitimi ve çağdaş teknik branş eğitimleri sisteminin geliştirilmesi görevini tevdi ediyorum.
Profesyonel-teknik ve yüksek öğretim, öncelikli olarak, milli ekonominin uzman bakımından mevcut ve gelecekteki ihtiyaçlarını azami ölçüde karşılamaya yönelik olmalıdır. Bu da nüfusun istihdam sorununu önemli ölçüde halledecektir.
Yüksek öğretim kurumları sadece eğitim işleviyle sınırlı kalmamalıdır. Bunlar uygulamalı çalışmalarını ve bilimsel araştırma bölümlerini de geliştirmelidir.
Akademik özerklik güvencesi verdiğimiz yüksek öğretim kurumları, sadece kendi eğitim programlarını geliştirmekle kalmamalı, aktif bir şekilde kendi bilimsel-araştırma faaliyetlerini de geliştirmelidir.

(3) Özel sektörün, STK’ların, hayır kuruluşlarının ve özel şahısların sosyal sorumluluğu, kendini özellikle eğitim alanında göstermelidir. İlk olarak, iyi bir eğitim alabilmek için maddi imkânları bulunmayan genç insanlara yardımcı olunması gerekmektedir.
Bunun için:
-       Yüksek ve orta öğretim sisteminin geliştirilmesi konusunda bir devlet–özel sektör ortaklığı ağı oluşturulmalıdır.
-       Eğitim için çok kademeli burs sistemi hazırlanmalıdır.
-       Bölgesel ihtisaslaşmayı göz önünde bulundurmak suretiyle, bütün ülke çapında ihtisaslaşmış bilimsel-araştırma ve uygulamalı eğitim kurumları sistemi kurulmalıdır.
-       Üniversitelerde eğitimin ikinci yılından itibaren zorunlu staj uygulaması, mevzuatla getirilmelidir.

(4) Biz, eğitim yöntemlerinin modernizasyonunu sağlamalıyız ve bölgesel okul merkezleri oluşturmak suretiyle aktif bir şekilde online eğitim sistemini geliştirmeliyiz.
-    Bütün isteyenlere erişilebilir olacak şekilde uzaktan eğitim ve online eğitim de dâhil olmak üzere milli eğitim sistemi içinde inovasyon yöntemlerini, çözüm ve araçlarını yoğun bir şekilde uygulamaya koymalıyız.
-    Eskimiş ya da talep görmeyen bilim ve eğitim branşlarından kurtulmalı ve aynı zamanda talep gören ve gelecek vaat eden istikametleri güçlendirmeliyiz.
-    Orta ve yüksek öğretimdeki eğitim planlarının yönlerini ve vurgularını değiştirmek suretiyle, bunlara, pratik alışkanlıkların geliştirilmesi ve uygulamalı mesleklerin kazandırılması dâhil edilmelidir.
-    Girişimciliğe yönelik olarak eğitim programları, eğitim kursları ve kurumları oluşturulmalıdır.

Yenilikçi araştırmaların geliştirilmesi konusunda yeni politika

Bütün dünya uygulamasının da gösterdiği üzere tek bir ülkede bütün yenilikçi üretim döngüsünü yeniden kurmaya kalkmak, bisikleti yeniden icat etmeye benzer. Bu çok pahalıya mal olan ve her zaman da sonuç doğurmayan ve verim sağlamayan bir meşgaledir.
Başarı için nesillerce süren bilim adamı tecrübesine, terabaytlarca özel bilgiye, tarihi olarak oturmuş okullara dayalı ayrı bir bilimsel taban gerekmektedir.
Teknolojik dalganın üstünde yer almak ve mutlak yenilikler yaratmak, her ülkenin harcı değildir. Bunu çok gerçekçi bir biçimde idrak etmeliyiz.
Bu nedenle, bizim çok gerçekçi, azami ölçüde pragmatik bir strateji kurmamız gerekmektedir.
Fazla masraflı olmayan araştırma ve çalışmalara yoğunlaşmamız gerekmektedir.

Biz ülkemize gerekli teknolojilerin transferini sağlamalıyız ve bunları kullanmak için uzmanlarımızı yetiştirmeliyiz. EXPO–2017 bu sürece bir ivme kazandırmalı ve geleceğin enerjisini geliştirmek için yeni teknolojilerin seçiminde bize yardımcı olmalıdır. Genç bir ulusuz ve bu konularda başarılı oluyoruz. Bunun dışında büyük çaplı uluslar arası bilimsel araştırma projelerine de katılabiliriz. Bu bize, bilim adamlarımızın çabalarını, stratejik inovasyon çalışmalarında yabancı bilim-araştırma camiasının çabalarıyla bütünleştirme konusunda imkân sağlayacaktır. Amacımız, küresel teknolojik devrimin bir parçası olmaktır.
-       Biz, artık 2013 yılında, bilim ve iş âleminin tam değerli işbirliği konusunda tedbirler almalıyız. Hükümete, teknoloji transferinin mümkün olduğu iş kolları arası sektörlerin ortaya çıkarılması ve bunlara da büyük yer altı kaynakları kullanıcıları ve ulusal şirketler tarafından talep oluşturulması konusunda görev veriyorum.
-       Gelecek vaat eden ulusal şirketlerin oluşturulması konusunda somut yol haritalarının hazırlanması önem taşımaktadır.
-       Aynı şekilde, devlet ve özel sektör işbirliği için hukuki altyapı hazırlama çalışmalarını hızlandırmak gerekmektedir. Amaç, böyle bir işbirliği için en ileri araç ve mekanizmaları kullanmaktır.
-       Fikri haklar ve patent konularını düzenleyen mevzuatta düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Hükümet, 2014 yılının sonuna kadar olası ticarileştirmeyle ilgili olarak daha önceden verilen bütün patent ve tescil edilmiş fikri hakları incelemelidir.

Saygıdeğer yurttaşlarım!

Ben özellikle gençlerimize seslenmek istiyorum.
Benim bugün ilan ettiğim, yeni siyasi ve ekonomik rota Sizlere daha iyi bir eğitim vermeye, dolayısıyla daha saygın bir hayat sağlamaya yöneliktir. Ben Sizlere, yeni kuşak Kazakistanlılara çok güveniyorum. Sizler yeni rotanın lokomotifi olmalısınız. Ben Devlet Başkanı olarak, her zaman Sizin eğitiminiz ve yükselmeniz için çaba harcadım. Dünya standardında üniversite, akıllı okullar kurdum, “Bolaşak” Programı’nı başlattım. Şuan yeni “Devlet Gençlik Politikası Konsepti” hazırlanıyor. Sizlere her türlü imkân sağlanacaktır. Devlet Size yeni fırsatlar yaratmak için her şeyi yapmaktadır. Bu fırsatları, ebeveynlerinizin hayal etmesi bile mümkün değildi. Lütfen aklınızdan çıkarmayın: Sizin şahsi başarınız; ebeveynlerinizin başarısı, akraba ve yakınlarınızın başarısı, ailenizin başarısı, bütün yurttaşlarınızın başarısı ve bütün Vatanın başarısı demektir.

5. Devlet inşasının müteakip güçlenmesi ve Kazakistan demokrasisinin gelişmesi

Bizim amacımız, yeni tip devlet idaresi oluşturmaktır. Bu da topluma hizmette ve devlet yapısının güçlendirilmesinde yeni vazifelere uygun olmalıdır.

Birincisi. Devlet planlama ve öngörü sistemini, gelecekte daha da geliştirmeliyiz.
Plan ve programların hazırlanması konusunda, devlet organlarının sorumluluğunun arttırılmasını hedef olarak belirlemeliyiz. Bununla ilgili olarak Hükümete aşağıdaki görevleri veriyorum:
-       Kazakistan’ın 2050 yılına kadar kalkınma stratejisi konusundaki görüşlerimi göz önünde bulundurmak suretiyle, ülkemizin esas alarak çalışıp yaşadığı Stratejik dokümanlar yeni baştan düzenlenmelidir.
-       Ülkede devlet denetimi uygulaması için konsept hazırlanmalı ve önümüzdeki yıl ilgili yasa tasarısı Parlamentoya sınılmalıdır. Dünyadaki en ileri tecrübeye istinaden devlet denetimi konusunda bütüncül bir sistem kurmamız gerekmektedir.
-       Ekonomik stratejilerimizin hayata geçirilebilmesi için devlet etkin bir şekilde kriz durumlarını tahmin edip bildirmeli ve bunlarla mücadele etmelidir. Bu amaçla, krizle mücadele tepkisi verebilmek için, çok düzeyli bir sistem kurmalıyız. Olası kriz durumları için standart eylem paketlerimiz bulunmalıdır. Bu özellikle bölgelerimiz için önemlidir. Sistemin hazırlanması sırasında da bahsettiğim bütün meydan okumalar göz önünde bulundurulmalıdır.
  
İkincisi. Biz, yönetimde yetkin bir şekilde adem-i merkeziyetçiliği sağlamalıyız.
Adem-i merkeziyetçilik fikrinin özü, merkez tarafından yerel yönetim birimlerine karar alma konusunda hak ve gerekli kaynakların verilmesidir. 2013 yılında, merkez ve bölgeler arasındaki sorumluluk ve yetkilerin sınırlandırılması konusunda somut tedbirler almalıyız ve yerel yönetim organlarını güçlendirmeliyiz. Yerel yönetim organlarının yetkileri, maliye ve kadro kaynaklarıyla desteklenecektir. Toplum ve vatandaşlar, devlet kararlarının alınması ve uygulanması sürecine doğrudan dâhil edilmelidir. Yerel yönetim organları vasıtasıyla halka yerel önemi haiz konuları kendi başına ve sorumluluk duyarak karara bağlama konusunda gerçek fırsatlar sağlanmalıdır. Ben, Yerel Yönetimlerin Gelişim Konseptini onayladım. Bu da köylerde, kırsal kesimde yönetim kalitesini arttıracak ve vatandaşların yerel önem taşıyan konulara katılımını arttıracaktır. Biz, köy yöneticilerini ek yetkilerle donatıyoruz ve bunların köylerdeki duruma etkilerini arttırıyoruz. Ancak bununla birlikte, toplum denetimini ve vatandaşların yerinde duruma etkilerini güçlendirmemiz gerekmektedir. Bu nedenle ben, köy yöneticilerinin, Köy Meclisi tarafından seçimle göreve getirilmesi konusunda karar aldım. Seçimleri yapmaya, 2013 yılında başlayacağız.
Toplam olarak 2.533 yönetici seçilecektir ve bu sayıya; köy ve kasaba yöneticileriyle, bölgesel önemi bulunan 50 kent valisi de dâhildir. Bu da, bütün düzeylerdeki yönetici sayısının % 91,7’sini teşkil etmektedir! Bu suretle, vatandaşlarla doğrudan çalışan ve görev yerindeki sorunları çözen bütün yöneticiler seçimle göreve gelmeye başlayacaktır.
Artık vatandaşların, bölgelerdeki önemli sorunların çözümüne aktif olarak katılma ve yerel yönetim organlarının faaliyetini kontrol etme zamanı gelmiştir. Hükümet’e, Devlet Başkanlığı ile birlikte gerekli mevzuat değişikliklerinin hazırlanmasını hızlandırma görevini, Parlamentoya da bunları öncelikli olarak kabul etmesi görevini veriyorum. Bizler medeni yoldan ilerlemeliyiz ve bütün dünyayla birlikte, toplumun müteakip demokratikleşmesi için yola koyulmalıyız. Parlamento’nun yetkilerinin arttırılması konusundaki politikamızı devam ettirmeliyiz. Bununla birlikte adem-i merkeziyetçiliği; münhasıran yerel düzeyde bazı yetkileri devredebileceğimiz bazı yeni yönetim organları kurulması süreci olarak değerlendirmemek gerekmektedir. Adem-i merkeziyetçilik, her şeyden önce, devlet yönetim sisteminin nitelik olarak değişmesidir ve yerel düzeyde sorunların çözüm sisteminin değişmesi demektir. Aynı zamanda, adem-i merkeziyetçilik, erk hiyerarşisinin zayıflamasına, yürütme disiplininin ve düzeninin azalmasına yol açmamalıdır. Buna fırsat verilmemelidir. Yerel yöneticiler ve Hükümet bunu özel bir denetim altında bulundurmalıdır.

Üçüncüsü. Bugün ilan ettiğim ilkelere uygun olarak “halka ve devlete hizmetin her şeyin üstünde olduğu” anlayışının hâkim olduğu profesyonel bir devlet düzeni kurmamız gerekmektedir.
Geliştirilmiş seçim yöntemi ve mesleki hazırlık vasıtasıyla devlet hizmeti kadrolarını nitelik olarak iyileştirmek zorundayız.
Devlet düzeyinde yönetim kararları aşağıdaki koşullara uygun olmalıdır:
-       Sadece kısa vadeli değil, uzun vadeli sonuçlar da göz önünde bulundurulmalıdır.
-       Yönetim kararlarının çarpan etkisi göz önünde bulundurulmalıdır.
-       Dürüst rekabet kuralları ve girişimcilik özgürlüğü sağlanmalıdır.
-       Devlet görevlilerinin görev yükümlülüklerinin çifte yorumlanması bertaraf edilmelidir. Faaliyetleri, mevzuatta sarih bir şekilde düzenlenmelidir.

Yeni koşulları göz önünde bulundurmak suretiyle, artık idari reformların ikinci etabını başlattık.
Her şeyden önce devlet mekanizmasında reform yapılacaktır. Ben “Yeni Kamu Hizmeti Sistemi” Yasası’nı onayladım. Bu yasa, yolsuzlukla mücadele tedbirlerinin güçlendirilmesini, kamu görevlilerinin seçiminde şeffaflığın arttırılmasını, meritokrasi ilkesinin uygulanmasını, yani en iyi kadroların yükselmesini sağlıyor.
Kadro Politikası Milli Komisyonu kuracağız. Devlet politikasının somut istikametlerini gerçekleştirmekten sorumlu, ilkesel olarak yepyeni bir profesyonel idareci sınıfı, “A” Takımı oluşturulacaktır. Bu “A” Takımı’na; öncelikle Bölge Valilikleri’nin Sorumlu Sekreter ve Yöneticileri, Komite Başkanları, Bölge ve Kent Valileri dâhil olacaktır. Devlet Başkanlığı Teşkilatı’na, “A” takımına girmek isteyenler için, Vasıf Koşulları Kararnamesi Taslağı’nı hazırlama görevi veriyorum.

Bu günden itibaren, kamu görevlisi, kariyer basamaklarında kademeler halinde ilerlemeli, erk hiyerarşisinde bir basamaktan diğerine görgü ve mesleki seviyesini geliştirmek suretiyle geçmelidir. Bunun istisnası, sadece belirtilen koşulları fazlasıyla yerine getiren, etkinliğini gösteren ve büyük başarılar sağlayanlar olmalıdır.
Kamu Hizmeti Ajansı’na, devlet görevlilerinin ilkesel olarak yepyeni kariyer yapma mekanizmasının 2013 yılının sonuna kadar uygulanmasını sağlama görevi veriyorum. Kamu hizmetlerinin kalitesinin arttırılmasına özel bir vurgu yapılmalıdır. Buradaki görev; devlet mekanizmasının halkla ilişkilerinde tek taraflı erk yaklaşımından, vatandaşlara etkin ve zamanında kamu hizmeti götürme anlayışına geçmektir. Şu anda Parlamento’da “Kamu Hizmetleri” Yasa Tasarısı bulunmaktadır. Bunu, 2013 yılının ilk çeyreğinin sonuna kadar, kabul etmek gerekiyor. Biz, devlet organlarını, kendilerine özgü olmayan işlevleri yerine getirmekten kurtarmalıyız. Nitelikli bir şekilde, kamu kurumlarının özerkliğini genişletmeliyiz. Hükümet bunun uygulamasını 2014 yılında yeni yerel bütçe oluşturma mekanizmasının uygulanmasıyla ilişkilendirmelidir.

Dördüncüsü. Devlet mekanizması iş camiasıyla yeni bir işbirliği sistemi kurmalıdır.
Devlet iş dünyasına müdahale etmemeli ve “kimseyi de elinden tutarak iş yaptırmamalıyız”. Ancak, işadamlarına gelecek konusunda güven vermeliyiz. Girişimciler kendi güçlerini hesaba katmalı ve devletin kendilerini yanıltmayacağını ve koruyacağı konusunda bilinçlendirilmelidir. Onlardan sadece dürüstçe çalışmaları istenmektedir. Kanaatime göre, bunun için önce özel mülkiyetin fiili dokunulmazlığını garanti etmeliyiz. İkinci olarak da sözleşme yükümlülüklerinin korunmasını güvence altına almamız gerekmektedir. Devletin yükümlülüğü, vatandaşlara kendi ticari faaliyetlerini gerçekleştirmek için azami ölçüde fırsatlar sağlamaktır. Bunun anlamı, yerli iş camiası için altyapı kurma konusunda özen göstermektir.

(1) Bu amaçlarla daha 2013 yılında milli hukuk sistemi modernizasyonunun müteakip etabını başlatmak gerekmektedir.
Mevzuat sadece milli çıkarları korumakla kalmamalı, aynı zamanda dinamik bir şekilde gelişen uluslar arası hukuk ortamıyla senkronize olmalıdır. Gerek kamu hukuku, gerekse özel hukuk alanında bütün temel sektörlerde kendi hukuk sistemimizin rekabet gücünü arttırma konusunda sistematik tedbirler alması için Hükümet’e görev veriyorum.

(2) Hükümet’e, Devlet Başkanlığı Teşkilatı ile birlikte 2013 yılında aşağıdaki görevleri tevdi ediyorum:
-    Ceza hukuku ve ceza muhakeme hukuku alanında reformun başlatılması. Burada ekonomik yasa ihlallerinin ilerideki insancıllaştırılması ve bu cümleden hareketle, suçtan arındırılmasına vurgu yapılması gerekmektedir;
-    Dört yeni yasa tasarısı hazırlanarak Parlamento’ya sunulması: Ceza muhakeme, ceza, ceza-icra ve idari kabahatler kanunları. Bu kilit mevzuat akitlerinin kabul edilmesi, konsept olarak ceza yargılama sistemini modernleştirecek ve hukukumuzu çağdaş meydan okumalara gereği gibi tepki verebilecek seviyeye çıkaracaktır.

Beşincisi. Devlet düzensizliğe karşı sıfır tolerans ilkesini uygulamalıdır.
Gelişmiş bir toplum, her konuda disiplin ve düzen; konforlu bina girişleri, düzenli bina; temiz sokaklar ve güler yüzlü şahıslar demektir. Biz, hatta en ufak yasa ve kamu düzeni ihlallerine, kültürsüzlüğe boyun eğmemeliyiz. Çünkü bunlar, toplum huzurunu bozuyor ve yaşam kalitesini düşürüyor. Düzensizlik ve sınırsız özgürlük daha ciddi yasa ihlallerine zemin hazırlıyor. Küçük çaplı yasa ihlallerine karşı hoşgörüsüzlük atmosferi, kamu güvenliğinin güçlendirilmesi ve suçlarla mücadelede önemli bir adımdır. Hukuki nihilizmi aşmalıyız ve toplumu, toplum düzenini koruma sorununa dâhil etmeliyiz.
Herhangi bir yıkıcı sosyal davranış, işe girme esnasında göz önünde bulundurulmalıdır. Kamuya açık yerlerde holiganca davranış için ceza tedbirleri koymalıyız ve bunlar da mutlaka şahısların özel dosyalarında ve iyi hal belgelerinde yer almalı ve işe alımlarda ve kariyer yaparken göz önünde bulundurulmalıdır. Bütün bunlar toplum yaşamının kuralı haline gelmelidir.

Altıncısı. Devlet ve toplum yolsuzluğa karşı tek bir cephe olarak karşı koymalıdır.
Yolsuzluk sadece bir yasa ihlali değildir. Konu aynı zamanda devletin etkinliğine olan inancı dinamitlemekte ve milli güvenliğe doğrudan tehdit teşkil etmektedir. Biz, yolsuzlukla mücadeleyi kesinlikle güçlendirmeliyiz. Bu cümleden hareketle, nihai amacımız olan yolsuzluğu bir olgu olarak tamamen ortadan kaldırmak için yolsuzlukla mücadele mevzuatımızı da daha iyi hale getirmeliyiz.

Yedincisi. Yasa koruma organlarında ve istihbarat birimlerinde reforma devam etmeliyiz.
Bunu yapmaksızın kargaşalara karşı sıfır toleransın oluşturulması ve yolsuzluğun kökünün kazınması görevlerini yerine getiremeyiz.

(1) Son üç yıl zarfında yasa koruma organlarında ve istihbarat birimlerinde bir dizi önemli reform gerçekleştirilmiştir. Bu, devlet yapısını güçlendirmede önemli bir adımdır. Bunların çalışmalarının hukuki temeli iyileştirilmiştir. İşlevler somut olarak belirlenmiştir. Aynı görevin farklı makamlarca icra edilmesi olgusu ortadan kaldırılmıştır. Ceza politikası daha insancıl hale getirilmiştir. Bütün emniyet mensubunun tamamı mesleki sınava tabi tutulmuştur. 100 bini aşkın emniyet mensubundan 12.500 kişi sınavları geçememiş ve görevden alınmıştır.

(2) Bu çalışmayı ileride de devam ettireceğiz.
Devlet Başkanlığı Teşkilatı’na, Güvenlik Konseyi ve Hükümetle birlikte aşağıdaki görevleri tevdi ediyorum:
-       Emniyet mensuplarının maaşlarının ve emeklilik maaşlarının arttırılması konusunda eylem planı hazırlanması. 2013 yılından itibaren, özel unvanlar için yapılan ek ödemelerin, askeri unvanlara göre ödenen maaş seviyeleriyle aynı düzeye çıkarılması görevi veriyorum.
-       Emniyet organları kadro politikası konseptinin hazırlanması;
-          Yüksek Değerlendirme Komisyonu temelinde, emniyet organlarında kadro politikası konusunda daimi faaliyette bulunacak bir yapının kurulması;
-          Emniyet ve özel organların yöneticileri konusunda Devlet Başkanı ihtiyatı oluşturulması.
     
(3) Devlet Başkanlığı Teşkilatı’na, Güvenlik Konseyi ve Hükümet’le birlikte, idareler arası bir çalışma grubu oluşturması ve 2013 yılı ikinci çeyreğinin sonuna kadar, Yasa Koruma/Emniyet Sisteminin Müteakip Modernleştirilmesi Programı Taslağı’nı hazırlamaları,

(4) Hukuk politikasının önemli konularından biri de, Anayasa tarafından güvence altına alınmış olan vatandaşların adli savunma hakkının gerçekleştirilmesidir.
Bunun için yargıya başvuru süreci basitleştirilmeli ve fuzuli bürokratik prosedürlerden arındırılmalıdır. Yeni bilişim teknolojilerinin aktif bir şekilde kullanıldığı bir ortamda bunu yapmak zor değildir.
Aynı zamanda mahkemelerin yükünü azaltmak amacıyla ihtilafların yargı dışı yollarla çözülmesi kurumunu geliştirmeye devam etmeliyiz. Önemsiz konularda ihtilafların yargı dışı usulle halledilebileceği bir mekanizma öngörülmelidir. Yargı erkinin itibarı, yerine getirilmemiş mahkeme kararları yüzünden örselenmektedir. Bununla ilgili olarak, bu durumun kökten bir şekilde düzeltilmesi için tedbirler alınmalıdır.

(5) Sınır hizmetleri geniş kapsamlı bir reforma tabi tutulmalıdır. Hedef, bunların faaliyetinin etkinliğini köklü bir şekilde arttırmak ve maddi teknik altyapıyı modernize etmektir. Bunun için Güvenlik Konseyi’ne, Devlet Başkanlığı Teşkilatı ve Hükümetle birlikte orta vadede sınır idaresinin geliştirilmesi ve devlet sınırının teçhizi için özel bütüncül program hazırlanması görevi veriyorum.
6. Daimi ve tahmin edilebilir dış politika; milli çıkarların güçlendirilmesi ile bölgesel ve küresel güvenliğin güçlendirilmesi

Kazakistan, bağımsızlık yıllarında uluslararası süreçlerin eşit haklı katılımcısı oldu ve elverişli dış koşullar yaratmayı başardı. Bizim önceliklerimiz sabittir ve komşularımız olan Rusya, Çin, Orta Asya ülkeleriyle ve aynı şekilde ABD, Avrupa Birliği ve Asya ülkeleriyle ortaklıklarımızı geliştirmekten ibarettir. Gümrük Birliği’ni ve Ortak Ekonomik Alanı güçlendireceğiz. Kısa vadedeki en büyük amacımız, Avrasya Ekonomik Birliği’ni kurmaktır. Konuyla ilgili olarak bütün sorunların uzlaşma yöntemiyle halledileceğini somut olarak beyan ediyoruz. Birliğin, siyasi egemenliğimiz üzerinde herhangi bir baskısı söz konusu değildir.  
Dış politikamızın dengeli olması; dünya işlerinde önemli rol oynayan ve Kazakistan için pratik menfaat teşkil eden bütün devletlerle, dostane ve tahmin edilebilir ilişkilerin geliştirilmesi demektir. Ancak, uluslararası durum ve jeopolitik ortam dinamik bir şekilde değişmekte ve bu değişimin seyri her zaman olumlu yönde olmamaktadır. Kuzey Afrika, Orta Doğu’dan Kuzey Doğu Asya’ya kadar bölgede devasa bir istikrarsızlık kuşağı uzanmıştır. Güç dengeleri gerek küresel düzeyde, gerekse dünyamızın ayrı bölgelerinde ciddi değişikliklere uğramaktadır. Buna uygun olarak da BM, AGİT, NATO, KGAÖ, ŞİÖ, AGİT gibi bölgesel güvenlik mekanizmalarının rolü artmaktadır. Orta Asya’da milli güvenlik açısından yeni tehditler ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, Kazakistan’ın iç politikası gibi dış politikasının da modernize edilmesi gerekmektedir.

Dış politika modernizasyonunun öncelikleri:
-       Bölgesel ve milli güvenliği olabildiğince güçlendirmek;
-       İktisadi ve ticari diplomasiyi aktif bir şekilde geliştirmek;
-       Kültürel-beşeri, bilim-eğitim ve diğer ilgili alanlarda uluslararası işbirliğini yoğunlaştırmak;
-       Vatandaşlarımızın yurt dışında hukuki korunmalarını güçlendirmek, şahsi, ailevi ve ticari çıkarlarını korumak.

İlk olarak, özellikle pragmatik ilkelerle milli çıkarların dış siyaset yönünden geliştirilmesi. Vazifelerimiz; milli ekonomik ve ticari çıkarların korunması ve geliştirilmesi için dış politikanın çeşitlendirilmesi ve iktisadi ve ticari diplomasinin geliştirilmesi.

İkinci olarak, gelecekte de bölgesel güvenlik konusunda kendi sorumluluğumuzu idrak etmeliyiz ve Orta Asya’nın istikrarının sağlanmasına katkı sağlamalıyız. Vazifelerimiz; bölgede ihtilaflı durumların ön koşullarının ortadan kaldırılmasına azami ölçüde yardımcı olmak.
-       Orta Asya’yı istikrara kavuşturmanın en iyi yöntemi, bölge içi bütünleşmedir. Özellikle bu yolla bölgemizin ihtilaf doğuran potansiyelini azaltabiliriz, önemli sosyo-ekonomik sorunları çözebiliriz ve su-enerji ve sair ihtilafları çözümleyebiliriz.
-       Sesimiz bütün dünyada duyulmalıdır. Bu nedenle Astana Ekonomik Forumu’nda G-Global olarak adlandırdığımız yeni diyalog formatı tarafımdan önerildi. Dünyadaki hiçbir ülke, tek başına, içinde bulunduğumuz çağın meydan okumalarına karşı koyamaz. Tarafımdan başlatılan girişimin özü ise adil ve güvenli bir dünya düzeni kurma mücadelelerinde çabaların birleştirilmesidir.

Üçüncü olarak, ülkemiz gelecekte de, bütün ilerici uluslararası girişimleri desteklemeli ve küresel güvenliğe kendi katkısını sağlamalıdır.
-       Bütün ilgili muhataplarımız ve komşularımızla birlikte Kazakistan, Afganistan’da acil siyasi çözüm ve ülkenin yeniden canlandırılması için çaba harcayacaktır.
-       İslam İşbirliği Teşkilatının aktif üyesi sıfatıyla Kazakistan,  Orta Doğu’da yaşanan süreçlerin barışçıl yönde sonuçlanmasını samimi olarak desteklemektedir. Arap-İslam âleminde halk kitlelerinin açığa çıkan enerjisinin yapıcı bir mecraya yöneltilmesi ve bölgenin sosyo-ekonomik sorunlarının çözümüne hizmet etmesi önemlidir.
-       Hızlı tempolarla Asya-Pasifik Bölgesi ülkeleriyle ekonomik olarak yakınlaşmalıyız. Bu bize sadece iktisadi kazanç sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda dış politikamızın dengesini de güçlendirecektir.

Dördüncü olarak, Kazakistan kendi savunma kapasitesini ve askeri doktrinini güçlendirmeli ve çeşitli savunma sınırlama mekanizmalarına katılmalıdır.
-       Milli savunma modelimizi hazırlamak suretiyle çeşitli ülke ve teşkilatlarla işbirliği yapmalıyız.
-            Kazakistan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü müttefikleriyle birlikte sıkı bir şekilde çalışacak ve Kolektif Hızlı Müdahale Güçleri’nin potansiyelini ve askeri yetenek gücünü güçlendirme konusunda katkı sağlayacaktır.
7. Yeni Kazakistan yurtseverliği çokuluslu ve çokdinli toplumumuzun başarısının temelidir…

Konu ile ilgili amacımız somut ve açıktır: toplumsal uyumu muhafaza etmeli ve güçlendirmeliyiz. Bu bizim devlet, toplum ve ulus olarak varlığımızın tartışmasız koşuludur. Kazakistan yurtseverliğinin temeli, bütün vatandaşların hak eşitliği ve vatanın şerefi konusunda ortak sorumluluğudur. 2012 Londra Olimpiyatları’nda Kazakistanlı sporcular 205 milli takım arasında 12’nci sırada yer aldı. Takımımız, çokuluslu Kazakistan adına tek bir ekip ve çok sayıda etnisitenin güçlü ve bir bütün ailesi olarak hareket etti. Olimpiyatlardaki parlak başarı, halkımızı daha fazla kaynaştırdı ve yurtseverliğin yüce gücünü gösterdi. Kitle sporları ve yüksek spor başarıları bütüncül sistematik bir yaklaşım gerektirmektedir ve ancak sağlıklı bir ulus rekabet gücüne sahip olabilir. İleri dünya tecrübesi göz önünde bulundurulmak suretiyle, Kitle Sporları ve Yüksek Spor Başarılarını Geliştirme Programı hazırlaması için, Hükümet’i görevlendiriyorum.

Birincisi. Yeni Kazakistan yurtseverliği
Geleceğe güven olmadan, eksiksiz bir devlet kurmak imkansızdır.  Devletle vatandaşın hedeflerinin bütün temel konularda örtüşmesi hayati önem taşımaktadır. Bu da devletin temel görevidir. Vatandaşlar, gelecek ümidi olduğunda, gelişme için, şahsi ve mesleki gelişme için imkan bulduğunda devlete güvenmektedir. Devlet ve halk bunu idrak etmeli ve birlikte çalışmalıdır.
Kendimize ve çocuklarımıza yeni Kazakistan yurtseverliğini aşılamalıyız. Bu her şeyden önce, ülke ve başarıları için gurur duymaktır. Ancak günümüzde, ayakları üzerine basan devletin yeni merhalesinde böyle bir anlayış artık yeterli değildir. Konuya pragmatizm açısından bakmalıyız. Devlet, her vatandaşına yaşam kalitesi, güvenlik, eşit fırsatlar ve gelecek temin ettiğinde,  vatandaş olarak herkes ülkesini sever ve onunla gurur duyar. Ancak böylesi bir yaklaşım, bize, yurtseverlik ve eğitimi konusuna faydacı ve gerçekçi bir bakış sağlar. 2050 yılına kadar öyle bir siyasi sistem geliştirmeliyiz ki, her Kazakistan vatandaşı yarınından ve geleceğinden somut bir şekilde emin olmalı. Çocuklarımız ve torunlarımız da anavatanlarında yaşamayı tercih etmeli, burası onlar için gurbetten çok daha iyi. Ülkemizin her vatandaşı, ülke toprağında, kendisini sahibi gibi hissetmeli.

İkincisi. Bütün etnik gruplar için eşit vatandaşlık hakları.
Biz hepimiz aynı şartlara ve aynı fırsatlara sahip Kazakistanlılarız. Yeni Kazakistan vatanseverliği etnik ayrılıklara bakmaksızın bütün toplumu birleştirmelidir. Biz çok uluslu bir toplumuz. Ve milletlerarası ilişkiler konusunda hiçbir şekilde ikili standartlar olmamalıdır. Devlette herkes eşit olmalıdır. Etnik ya da diğer kavramlara göre iyiler ve kötüler ayrımı olmamalıdır. Benim için bu konu, sadece bir bildiri mahiyetinde değildir. Eğer herhangi bir vatandaş etnik kökeninden dolayı baskı altında kalırsa,  bütün Kazakistanlılar baskı altına alınmış sayılmalıdır.

Hiçbir etnik grup ayrıcalıklı değildir, herkes eşit hak ve sorumluluk sahibidir.
Hukukun önünde herkesin eşit olduğu,  eşit fırsatlar toplumu inşa ediyoruz. Eğitim alanında, iş alımlarında ya da görev yükselmelerinde etnik kökenin belirleyiciliği konusuna asla müsaade etmemeliyiz. Konuyla ilgili olarak Hükümetin ve Valilerin kadro politikalarını düzenlemelerini talep ediyorum. İş yerlerine, özellikle yerel yönetim kadrolarına, etnik aidiyetler göz önünde bulundurulmaksızın, hak edenin alınması gerekmektedir. Burada tek bir kıstas göz önünde bulundurulmalıdır; o da profesyonellik ve yüksek iş ahlakı. Bakanlık ve bütün yönetim düzeylerinde, işe alımlarda gözlenen tek taraflılığın düzeltilmesi gerekmektedir.
Toplumumuzda “ayrıcalıklılar”, “ötekiler”, “bizden olanlar” ve “bizden olmayanlar” gibi kavramlara asla yer yoktur. Ülkemizin hiçbir vatandaşı “ötekileştirilmemelidir”. Her Kazakistanlı devletin yardımı ve desteğini hissetmelidir.

Farklı etnik gruplar arasındaki uyumu bozma çabasında olan her kim olursa olsun hakkında yasal işlemler uygulanacaktır.
Ve burada, biz Kazaklara daha fazla sorumluluk düşüyor.  Şunu anlamalıyız ki, artık tek uluslu devletler dönemi tarihe karıştı, yok oldu.  Ve biz bu vatanı gelecek kuşaklara miras bırakacağız. Kazakistan, hepimiz için kutsal bir vatandır. Kazak topraklarına kaderin cilvesiyle farklı etnik grup temsilcileri göç ettiler. Biz Kazaklar onlara kucak açtık, Kazaklara has misafirperverlikle bağrımıza bastık. Ve onlar da bizim ülkemizde yaşamlarını sürdürdüler, kardeşlik bağımız gelişti. Şuan biz çokuluslu bölünmez bir bütün bir ülkeyiz. Küreselleşme dönemi artık çokuluslu devletler dönemidir.   

Üçüncüsü. Kazakça ve üç dilin birliği.
Yüksek sorumluluk taşıyan bir dil politikası, Kazak ulusunu birleştiren en önemli faktörlerden biridir. 

(1)   Kazakça, bizim manevi kaynağımızdır.

Bizim görevimiz, Kazakçayı her alanda etkili bir şekilde kullanarak geliştirmektir. Gelecek kuşaklara, babalarımızın kullandıkları, bizim de büyük katkılarımızla genişleyecek zengin bir dili miras olarak bırakmalıyız. Bu, kendine değer veren her insanın kendi inisiyatifiyle çözmesi gereken bir vazifedir.  Devletimiz Kazakçanın devlet dili olarak konumunun güçlenmesi büyük işler gerçekleştirmektedir.  Kazakçayı yaygınlaştırmak üzere gerçekleştirilen geniş çaplı uygulamalara devam edilmelidir.
2025 yılında Latin alfabesine geçilecektir, bu yöndeki çalışmalara başlamalıyız. Konu,  ulus olarak çözmemiz gereken bir önemli bir meseledir. Geçmiş tarihimizde Latin alfabesini kullandık.
Çocuklarımızın geleceği için, böyle bir kararı almak zorundayız ve bu karar dünyayla entegrasyonumuzu, çocuklarımızın İngilizceyi ve bilgisayarı daha iyi öğrenmelerini sağlayacak ve en önemlisi de Kazakçanın modernizasyonu için itici güç olacaktır.
Kazakçayı çağdaşlaştırmak zorundayız. Dili modernize etmeliyiz, terminoloji meselesinde fikir birliğine varmalıyız,  herkesçe bilinen ortak uluslararası ve yabancı kelimelerin Kazakçaya çevirisi konusunu ise nihai karara bağlamalıyız. Söz konusu sorun,  münferit bir kesim temsilcileri arasında çözülmemelidir.  En doğrusu, konunun Hükümet tarafından idrak edilmesi olacaktır.
Tüm dünyada aynı şekilde kabul gören terimler vardır ve onlar dilleri zenginleştiren öğelerdir. Ama biz durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyoruz, akıllara kargaşa ve karışıklık sokuyoruz, terimleri çevirirken, karşılığını arkaik kelimelerde arıyoruz. Bunun örneği de az değildir.
Yüzlerce çağdaş edebi eserin listesinin hazırlanmasını ve onların Kazakçaya çevrilmesini öneriyorum. Konuyla ilgili gençler arasında bir yarışma düzenlenebilir. İlgilerini çeken ve yararlı buldukları eserleri seçme konusunu gençlerimize bırakmanın daha yararlı olacağı kanaatindeyim.

***

Kazakçayı geliştirme politikasının, ondan uzaklaşmaya, hatta Kazaklar tarafından dışlanmasına sebebiyet vermemesi gerekmektedir. Aksine, dil Kazakistan ulusunu birleştirici unsur olmalıdır. Bu sebeple, dil politikası ustalıkla, Kazakistanlıların konuştuğu diğer dillerden hiçbiri üzerinde baskı uygulamadan yürütülmelidir.
Bildiğiniz üzere, dil politikamıza göre, 2025 yılında Kazakistanlıların  % 95’inin Kazakçaya hâkim olmalıdır. Bunun için, günümüzde gerekli bütün olanaklar yaratılmaktadır.  
Artık ülkemizdeki liselerin % 60’ında devlet dilinde eğitim veriliyor, bütün liselerde ise dil eğitimi müfredata girdi. Bu demektir ki bu sene ilkokula giden öğrencilerin hepsi Kazakça öğrenebilecek ve 12 yıl sonra Kazakçaya vakıf yeni bir nesil yetişecek.
Kazakistan’ın geleceği Kazakçadır.  
Böylece, 2025 yılında Kazakça, hayatın tüm alanlarında egemen olacaktır ve günlük konuşma dili haline gelecektir. Kazakça egemenliğimiz ve bağımsızlığımızı pekiştirecek ve ulusumuzu bir birine kenetleyecek ve çimentosu olacak bir dile kavuşacak. Kazakça,  devletimizin “egemenlik tacındaki en güzel pırlantadır”.
  Bağımsızlığını kazandığı tarihte ülkedeki Kazakların sayısı 6.8 milyondu ya da toplam nüfusun %41’ine tekabül ediyorken, günümüzde bu rakam 11 milyona ulaştı ve nüfusun %65’ini geçmek üzere. Ülkedeki Kazak sayısı 4 milyona artmış bulunmaktadır.
Her Kazak vatandaşı ana dilde konuşma çabasını göstermiş olsaydı, dilimiz çoktan Anayasadaki statüsünü layıkıyla pekiştirmiş olurdu. Kazak Dilinden bahsederken, bu işi öncelikli olarak kendimizden başlamamız gerektiği konusu sürekli geri planda kalıyor. Milli çıkarlara hizmet etmek için her Kazak diğer ulusları değil, önce kendini “kamçılamalıdır”. Bir daha tekrarlıyorum, Kazak ile Kazak Kazakça konuşmalıdır. Kazakça ancak bu durumda her Kazakistanlı tarafından geniş alanda kullanılan bir dil statüsü kazanabilecektir. Dile olan bakışın aslında ülkeye olan bakışı yansıttığı aşikardır. Dolayısıyla dilimize olan ilgimizi asla yitirmemeliyiz.  Kazak dili tamamen kullanım diline dönüşüp, gerçek anlamda devlet dili statüsüne ulaştığında, biz ülkemizi KAZAK DEVLETİ olarak değiştireceğiz.
 (2) Günümüzde, çocuklarımızın Kazakçanın yanı sıra Rusça ve İngilizceyi etkin bir biçimde öğrenebilmeleri için de yapıcı eylemler gerçekleştiriyoruz. Üç dillilik devlet düzeyinde teşvik edilmelidir. Rusçaya ve Kiril alfabesine, aynı Kazakçaya yaklaştığımız özenle yaklaşmalıyız. Herkes tarafından açıkça görülmektedir ki, Rusçaya vakıf olmak, ulusumuzun tarihi bir avantajıdır. Göz ardı etmememiz gereken bir olgu da, şüphesiz, Rusça sayesinde Kazakistanlılar yüzyıllardır ek bilgilere erişebiliyor, dünya görüşlerini genişletiyor, ülke içinde olduğu gibi ülke dışındaki çevrelerini de geliştiriyorlar.
İngilizce öğrenimi konusunda atağa geçmeliyiz. Çağdaş dünyaya ortak bu (lingua franca’ya) dile hâkim olmak, ülkemizin her vatandaşına hayatta sınırsız fırsatlar sunacaktır. 

Dördüncüsü. Kültür, gelenekler ve özgünlük.
Gelenekler ve kültür, bir ulusun genetik şifresidir.
Ülkemizde yaşayan Kazaklar ve diğer ulus temsilcileri, Çarlık rejiminin bütün zorluklarına, sıkıntılarına, Ekim Devriminin sarsıntılarına ve Sovyet dönemindeki totalitarizme rağmen, kültürlerini ve özgünlüklerini korumayı başarmışlardır.
Dahası, bağımsızlık yıllarında, küreselleşmeye ve batılılaşmaya rağmen, bizim kültür temelimiz gözle görülür biçimde sağlamlaşmıştır.
Kazakistan, eşsiz bir ülkedir. Toplumuzda birbirinden farklı kültür unsurları kaynaşarak birbirlerini mucizevî bir şekilde tamamlıyor ve besliyorlar.
Milli kültürümüzü ve geleneğimizi bütün çeşitliliğiyle ve yüceliğiyle korumalı, bir dönem yok edilmek, parçalanmak istenen kültürel mirasımızı tekrar canlandırmalıyız.
Bir devlet ancak birlik, beraberlik içerisinde gelişme kaydedebilir.
Tarihimiz bize şunu öğretiyor; bir ülke ancak halkı birlik içindeyse güçlüdür. Bu sebeple, bizim için asıl mesele: Kazakların birliğidir.
Birlik, beraberlik, sabır ve ferasete her şeyden önce bizim Kazakların ihtiyacı var. Kazakları hiçbir zaman dış düşmanlar zapt edememişlerdir. Birliğimiz zayıfladığında Kazaklar zayıf düşmüşler, güçlendiğinde de biz güçlenmişiz.
Aile içindeki bereket ve birlik, bina ya da evdeki eşyalar değil, fertlerin arasındaki saygı ve sevgiyle sağlanır. Devlet için de aynı şey söz konusudur.
Kazakistan’ın gelişmiş ve güçlü bir devlet olması bizlerden, Kazaklardan daha fazla kimleri ilgilendirir?! Cevap ortada. Ancak Kazakların iç huzurunu, birliğini bozmak isteyen bazı boylara ve bölgeye göre ayrımcılık yapma/bölünme gibi olumsuz olayların ortaya çıkması bir Devlet Başkanı olarak beni endişelendirmiyor değildir. Bu gibi sinsi amaçlı çağrılara kulak veren, peşinden giden kişiler, sadece kendi boyunun büyüklerini, geçmişlerini överek ulusu farklılaştırdıklarının farkına varamayabilirler. Boylara ve soylara bölünmek, ulusun bütünlüğünü parçalamaya iten çok tehlikeli bir gelişmedir.  Kazak şecere geleneğinin esas anlamını asla unutmamalıyız, tıpkı köklü bir çınar ağacının dalları gibi bütün boylar nihayetinde bir tek ulu Kök, Kazak isimli ulusun etrafında toplanır. Hangi şecereyi/tarihi okursanız okuyun, hiç istisnasız olarak hepsi Kazakların birliğinden ve bütünlüğünden bahseder.  Şecere, Kazakları parçalayan değil, aksine birleştiren bir kavramdır. Tüm insanoğlunun Hz. Âdem’den neşet ettiği gibi, bütün Kazakların da Kazak soyunun devamı olduğuna her Kazak yürekten inanmalıdır. Biz ancak birlikte halkın ortak gücü ve iradesiyle ilerleyebiliriz. Aynı zamanda Birlik; bereket ve nimet demektir.

Beşincisi. Milli Aydınların Rolü
Devlet yapısının oluşmasında öyle bir döneme giriyoruz ki, maneviyat konuları artık iktisadi ve maddi konular kadar önemlidir. Maneviyatın gelişiminde esas görev her zaman aydın kesime düşer. Kazakistan 2050 yılında, ilerici düşünceler toplumu olmak zorundadır.
Toplumumuzun çağdaş görüşlerinin temelini, aydınlarımız belirlemelidir.

(1) Aydın kesim, devletin yapılanma evresinde, ortak milli değerlerin sağlamlaştırılmasında itici güç olmalıdır.
Biz, zamanımızın yeni kahramanlarını göstermeliyiz ve yaratmalıyız ki gençlerimiz bunlara yönelsin.

(2) Aydınlar, Kazakistan-2050 Yeni Siyasi Rota vizyonum temelinde, ülke geleceğinin mantalite ve dünya görüşü modellerinin tasarlanmasında anahtar rol oynayabilir ve oynamalıdır.

(3) Bizler ulusun tarihi şuurunu oluşturma konusunda çalışmalara devam etmeliyiz.
Ortak Kazakistanlı kimliği halkımızın tarihi idrakinin omurgasını oluşturmalıdır.
Günümüzde herhangi bir etnik veya dini aidiyeti mensup Kazakistanlı, ülkesinin eşit haklı vatandaşıdır.
Kazak halkı ve devlet dili, gelişmekte olan Kazakistan sivil toplumunun birleştirici çekirdeği olarak ortaya çıkmaktadır.
Bizler şuan herkesin “Ben Kazakistanlıyım ve kendi ülkemde, benim için bütün kapılar açıktır!” diyebilecekleri adil bir toplum inşa etmekteyiz.  
Günümüzde vatandaşlarımız için bütün kapılar, bütün fırsatlar ve bütün yollar açıktır.
Biz kalabalık bir aile gibiyiz, tek ülke, tek halkız. Kendi ülkesine faydalı olmak, kendi vatanının mukadderatından sorumlu olmak, her bir sorumlu politikacı ve her bir Kazakistanlı için bir görev ve şereftir. Bizler barış ve uzlaşı değerlerini toplumumuzun temeli ve özel Kazakistan hoşgörümüzün kaidesi yaptık. Bu değerleri, özenli bir şekilde, gelecek Kazakistanlı nesle aktarabilmeliyiz.

Altıncısı. 21’inci Asrın Kazakistan’ında Din
Günümüzde, geleneksel olmayan dini ve sözde “dini akımlar” konusu, sivri bir sorun halini almaktadır. Gençlerimizin bir kısmı, bize yabancı bu akımları körü körüne benimsemektedir. Çünkü toplumumuzun bir kısmının yabancı ve sözde “dini” etkilere karşı bağışıklık sistemi henüz düşük seviyededir. Anayasamız inanç özgürlüğünü güvence altına almaktadır ve bu bir gerçektir.  Ancak, bilindiği üzere, sınırsız özgürlük olmaz.  Sınırsız özgürlük bir kaostur. Her şey Anayasa ve yasalar çerçevesinde olmalıdır.
Herkesin seçme hakkı bulunmaktadır. Dini tercihlerin seçimi konusuna çok sorumlu bir şekilde yaklaşmak gerekir. Çünkü insanın yaşam tarzı, gündelik hayatı ve sıklıkla da bütün hayatı ona bağlıdır.
Günümüzde internet ve yüksek teknolojiler çağında bilgi akışının devasa boyutlara ulaştığı bir ortamda “filtre” her insanın kendi içinde yer almalıdır. İçimizdeki “filtre” bazen şu soruları sormalıdır: Annelerimizin, kız kardeşlerimizin, kızlarımızın farklı milletlerin geleneksel elbiselerini çarşaflarını giyerek, yüzlerini kapatmaları geleneğimize uygun mu? Erkeklerle aynı sofrada oturmaları veya araba kullanmaları yasak mı? Bütün bunlar farklı milletlere has bazı gelenekleri üzerimizde uygulama çabaları sonucunda ortaya çıkmıştır. Sözlü edebi eserlerimizi okuyun, tarihi filmleri izleyin bulamazsınız, çünkü bunlar bozkır kültürüne yabancı unsurlardır.
Bizim kadınlarımız milli konularda bilinçli ve şuurludurlar, onların geleneksel kıyafet tarzı bulunmakta, ancak o, biz erkeklerin pek sık olarak suiistimal ettiği tevazuuyla örtülüdür.
Bizler İslam ümmetine mensup Hanefi mezhebine tabii Sünnileriz. Babalarımızın tutundukları bu yolda milli gelenek ve göreneklere, anne babaya saygı esastır. Öyleyse, bugünkü kuşak saygıyı esas alan dinimizle birlikte milli geleneklerimize de değer vermelidirler. İçinde bulunduğumuz dönemde bazı dış güçler,  gençlerimizi hak yolundan alıkoyarak, yanlış istikamete yönlendirmeye çabası içerisindedir. Bu gibi milli maneviyatımıza aykırı olumsuzluklardan uzak durmalıyız.
Bizler, Müslüman ümmetinin bir parçası olmaktan gurur duyarız. İslam, bizim geleneğimizdir. Ancak unutulmamalıdır ki,  toplumumuzda modern gelenekler de var, Kazakistan laik bir devlettir. Biz, ülkenin geleneklerine ve kültür normlarına uygun bir dini şuur oluşturmalıyız. En iyi davranış modellerini örnek almalıyız. İlan ettiğim bu strateji halkımızı orta asırda değil 21’inci yüzyılda yaşamaya hazırlamaktadır.

***

Devlet ve vatandaş her türden radikalizm, aşırılıkçılık ve terörizmin şekil ve zuhurlarına karşı müşterek tek bir cephe halinde olmalıdır. Sözde dini aşırılıkçılık tehdidi özel bir kaygı yaratmaktadır. Ortak kaygıyı din adamları da paylaşmaktadır. Yaradan’a olan samimi ve pak inancımızın agresif ve yıkıcı fanatizmle yer değiştirmesine izin vermemeliyiz.
Körü körüne fanatizm, bizim barışsever halkımızın psikolojisi ve anlayışına tamamen yabancıdır. Bu, Kazakistan Müslümanlarının tabi olduğu Hanefi mezhebine de ters düşmektedir. Kazakistan’daki mevcut aşırılıkçılık ve terörizmin temeli,  ideolojik olmayıp,  suçsaldır/kriminaldır.  Sözde “dini” söylemin arkasında toplumun temellerine dinamit koymak isteyen suç faaliyetleri gizlenmektedir. Bu, ülkemizdeki barış ve istikrara yapılan bir saldırıdır. Saldırı aynı zamanda, devlet yapımızın ve sivil olgunluğumuzun dayanıklılık sınavıdır.

-       Biz, dini radikalizmi ve aşırılıkçılık tezahürlerini etkisizleştirebilmek amacıyla mevcut mevzuatlarımızla birlikte, terörle mücadele mevzuatını da geliştirmeliyiz. Devlet, kaynağına/çıkış noktasına bakmaksızın her türlü aşırılıkçılık ve radikalizmi engellemelidir.
-       Biz; sosyal, etnik ve dini gerginlikler ile ihtilafları aşabilmek için yeni, güvenilir mekanizmalar oluşturmalıyız. Geleneksel olmayan tarikatların ve şüpheli sözde dini akımların önünü taviz vermeden kesmeliyiz.
-       Toplumda ve özellikle gençler arasında dini aşırılıkçılığı önleme çalışmalarını güçlendirmeliyiz.
-       Semavi ve Geleneksel Dinler Liderleri Kurultayı’nın sağladığı avantajı da kullanmalıyız. Bu diyalog platformu temelinde, dini kaynaklı ihtilafların halli için yeni bir platform oluşturmalıyız.
-       Biz, bölgedeki sıcak noktalarda, Büyük Orta Doğu çerçevesinde ve hatta küresel çapta dini ve etnik ihtilafları halletmek için aracılık yapmaya hazır olmalıyız.

Devletimizin dünyevi vasfı Kazakistan’ın başarıyla kalkınmasında önemli bir koşuldur. Bunu günümüz ve gelecek Kazakistan politikacıları ve bütün Kazakistanlılar somut bir şekilde anlamalıdır. Hükümet’e, Devlet Başkanlığı Teşkilatı ile birlikte, Dini Aşırılıkçılık ve Terörizmle Mücadele Devlet Programı hazırlama talimatı veriyorum. Aynı zamanda, ulusa da şöyle bir uyarıda bulunmak istiyorum: aşırılıkçılıkla mücadele “cadı avına” dönmemeli ve dinle mücadeleye dönüştürülmemelidir.
Dini konularda etraflıca düşünülmüş bir yaklaşım ve büyük bir dikkat gerekiyor. Devlet, dini cemaatlerin iç işlerine karışmamalıdır. Biz; vicdan hürriyeti, hoşgörü geleneği ve dini hoşgörü ilkelerine kusursuz bir şekilde bağlı kalmalıyız.

Saygıdeğer Kazakistanlılar!
Yurttaşlarım!

Ben, bugünkü Sesleniş konuşmamla hepinize hitap ediyorum.
Ülkemizin önümüzde çok büyük vazifeler bulunmaktadır. Ve ben de başarılı olacağımızdan eminim.

Geleceğin Kazakistan’ını nasıl görüyorum?
Ben son derece eminim ki, 2050 yılının Kazakistanlıları; eğitimli, üç dilde konuşabilen, özgür insanlardan oluşan bir toplum olacaktır.
Kazakistanlıların her biri aynı zamanda bir Dünya vatandaşıdır. Seyahat ederler. Yeni bilgilere açıktır. Çalışkandırlar. Ülkesinin birer vatanseveridirler.
Ben eminim ki, 2050 yılının Kazakistan’ı ortak emeğin toplumu olacaktır. Kazakistan, her şeyin insan odaklı yapıldığı güçlü ekonomisi olan bir devlettir. Orada en iyi eğitim, en iyi sağlık hizmeti bulunmaktadır. Orada barış ve huzur hâkimdir. Orada vatandaşlar özgür ve eşit, iktidar ise adildir. Orada yasa üstünlüğü sağlanmıştır.
Ben doğru rotada ilerlediğimize inanıyorum ve hiçbir güç bizi doğru yoldan ayıramaz.
Eğer biz güçlü olursak saygı gösterirler ve itibar ederler. Aksine, mucize bekler veya başkalarına güvenirsek elimizdekileri de kaybederiz. Ve bugün biz, sadece doğru seçim yapmalıyız.

***

Yeni Kazakistan–2050 Stratejik Rotası’nın gerçekleştirilmesinde Kazaklara özel bir sorumluluk düşmektedir. Unutmamalıyız ki zamanın meydan okumalarına karşı uygun cevabı, ancak kendi kültür kodumuz olan dilimizi, maneviyatımızı, geleneklerimizi ve değerlerimizi muhafaza etmemiz koşuluyla verebiliriz.
Bunu özellikle gençlerin anlayacağı dilden söyleyeceğim. Bilgisayar programı ne zaman hata verir? Program kodu bozulduğunda! Hayatta da böyledir. Eğer ulus kendi kültür kodunu kaybederse, ulusun kendisi de bozulmaktadır. Buna müsaade edilmemelidir!
Ben inanıyorum ki, bizim şerefli tarihimiz, şanlı atalarımızın hatırası, bize gelecek zamanın zorluklarını aşmada yardımcı olacaktır. Tarih şahittir; zor zamanlarda halkımız her defasında kenetlenmiş ve zorlukları kendi zaferlerine dönüştürmüştür.

“Altı kişi kavgalı olsa, rızkından olur, .
Dört kişi birlik olsa, rızkı çoğalır.”

300 yıl önce yaşanan büyük Anrakay savaşında babalarımız birliğin kudretinin ne olduğunu hem kendi hem de diğerleri için kanıtlamıştır. Ülke kaderinin belirlendiği o zor günlerde babalarımızın doğduğu topraklara beslediği sevgisi her şeyden üstündü. O kahramanlığı her birimizin babası yapmıştır.  Gelecekteki zorlukları nasıl aşacağımız bize, bizim birliğimize bağlı. Atalarımız boşuna dememiş; “Vatan, ateşten de sıcaktır.” Biz hepimiz aynı boyun, Kazak ulusunun evlatlarıyız. Hepimiz de doğduğu toprak tektir, o kutsal Kazak toprağıdır. Bu dünyada bizim tek bir Vatanımız vardır, o da bağımsız Kazakistan’dır.
 Büyüklerime sesleniyorum! Sizin bilgeliğiniz, yeni nesillere, doğru yoldan yürümeleri ve vatanı sevmeleri konusunda yardımcı olmalıdır.
Orta kuşağa sesleniyorum! Sizin kısmetinizde, bir ülkenin çöküşü ve bağımsız devletin yeniden dirilişi varmış. Bu karmaşık ve zor kararların dönemiydi. Sizin edindiğiniz tecrübe, zorlukları aşmada yardımcı olacak paha biçilmez bir sermayedir.
Ve en nihayet ben gençlere sesleniyorum! Sizler, bizim yarına ilişkin bütün ümitlerimizin timsalisiniz. Bugün bizim yaptığımız her şey, Sizler için yapılmaktadır. Çoğunuz bağımsız Kazakistan’ımızla yaşıtsınız. 2050 yılına doğru bu programın gerçekleştirilmesine katkıda bulunacak olgun birer vatandaşlar olacaksınız. Ülkenin daha sonraki gidişatını belirleyecek olan Sizler olacaksınız.
Sizler, bize nasip olmayan bağımsızlık ortamında yetiştiniz. Sizin yeni ve bağımsız görüşleriniz,  ülkeyi bize bugün uzak ve erişilmez gibi görünen yeni hedeflere götürecek temel etkendir.
Ben bütün halkımı; bizim dimdik ayakta kalmamıza ve vatanımıza şerefli bir istikbal sağlamamıza yardımcı olacak gayret, çalışkanlık ve amacından şaşmama gibi ebedi vasıflarla mücehhez olmaya çağırıyorum.
Ben 21 Asrın Kazakistan’ın “Altın Asrı” olacağına inanıyorum. 21 yüzyıl, barış, istikrar ve gelişme yüzyılı olacaktır. Kazakistan ulusu bu Ulu Tarih’i yazan bir ulus olmayı hak etmiştir. Belirlediğimiz amacımıza ulaşacağımıza yürekten inanıyorum.  “Ebedi Ülke” olma yolundaki büyük işlerimiz yeni dönemlerin kılavuzu olacaktır.  Hepinize mutluluk, bereket ve ailenize esenlikler dilerim.
Blogger tarafından desteklenmektedir.